CHP’yi Eleştirmek Konforluymuş!
Bazıları için siyaset bir fikir işi değil; adeta bir “akraba koruma programı…”
Son dönemin en gözde savunma kalkanı şu:
“CHP’yi eleştirmek çok konforlu. O yüzden hükümeti eleştiremiyorsunuz!”
Haydi oradan! demek geliyor içimden de… Neyse, gelin işin aslını tane tane, biraz da mizahla anlatalım.
İnsan bu cümleyi duyunca sanıyor ki; ülkede muhalefeti eleştirene devlet tarafından dinlenme tesisi tahsis ediliyor. Öyle bir anlatıyorlar ki; sanki ana muhalefeti eleştirince belediye önünden geçerken çay ikram ediliyor, otopark ücretsiz oluyor, bir de üstüne göğsünüze “demokrasi madalyası” takılıyor.
Yok kardeşim, yok! Sen farkında değilsin ama o ısıtmalı koltukları savunmak asıl konforun kendisi. Bizim, Türkiye’nin kurucu partisinin geldiği noktaya üzülmekten içimiz kan ağlıyor; ama belli ki bu duygular sizin o ütopik dünyanızda karşılık bulmuyor.
Siyaset Değil, Akraba Dayanışma Derneği
Çünkü bu ülkede namları 15. yüzyıldan gelen o “alkış çavuşları”, partiyi bir fikir kalesi değil, bir geçim kapısı olarak görüyor. Parti tabelasıyla duygusal bağ kurmuyorlar; doğrudan ihale takvimiyle akraba oluyorlar.
Bakıyorsunuz tabloya:
Dayının oğlu belediyede, enişte taşeronda, bacanak danışman kadrosunda… Sonra dönüp size büyük bir ciddiyetle: “Eleştiriye açığız” diyorlar.
Açıksınız da… Kapıyı sadece akrabalara açmışsınız!
Partideki bu keşmekeş hali savunanların çoğu, memleket meselesinden ziyade maaş düzeninin bozulmasından korkuyor. Çünkü bazıları için ideoloji, ay sonunda banka hesabına yatandır.
Sezon Finali Gibi Ülke Gündemi
Eskiden siyasette skandal olurdu, şimdi “sezon finali” oluyor. Akşam dizileri bunların yanında belgesel kalır. Yeni bölüm özeti gibi gündemimize bakın:
Belediye başkanı, belediyede maaşa bağladığı yakını ile aşk tazelerken içeride o da ne? polis kapıya gelir, başkan polisi belinde havluyla karşılar, alkış çavuşları koro halinde bağırır: “Özel hayat! Çalışkan başkanımızın kadın kolları başta olmak üzere yanındayız!”
İhale iddiası çıkıyor: “Algı çalışması…”
Parti içi kavga büyüyor: “Demokrasinin zenginliği…”
Birbirlerine giriyorlar televizyonda, milletin gözü önünde
“Fikir çeşitliliği…”
Bu gidişle yakında biri belediye kasasını sırtlamış götürürken yakalansa, muhtemelen “On yıllık maaşını peşin aldı, helal olsun” deyip, alkışlarla uzaklaşana dek beklerler. İnsanın şaşırma duygusu yoruldu artık.
Muhalif Değil, Fan Kulübü
Bazıları siyaseti öyle bir sahiplenmiş ki, eleştiri görünce parti binasına canlı bomba saldırısı olmuş gibi panikliyor. Çünkü onlar için siyaset, takım tutmakla eşdeğer.
Kendi konforuna düşkün alkış çavuşları, siyaseti futbol tribünü sanmaya devam etsin.
Takım kötü mü oynuyor?
“Hakem bizi doğradı.”
Transfer çöp mü çıktı? “Sisteme uymadı.”
Kulüp borca mı battı? “Büyük oyunu görün!”
E kardeşim… Bu kafayla tost makinesi aday olsa yine alkışlayacaksınız: “Bizi ne güzel ezdi be, peynir gibi eridi kamu kaynakları, çok şükür!” diyeceksiniz.
Sosyal Medyanın Nöbetçi Fedaileri
Bir de internet kahramanlarımız var. Gerçek hayatta belediye açılışında oturacak sandalye bulamayanlar, sosyal medyada “Devrim Komitesi” kesiliyor.
Bir eleştiri yazıyorsun, hemen etiket olimpiyatı başlıyor:
“Trol!”, “Yandaş!”, “Fonlu!”
Üstelik hepsi aynı ezberlenmiş cümlelerle geliyor. Bir kişi yazıyor, elli kişi beğeniyor. Yalnız değiller, örgütlüler. İşi yapan, cüreti o alkış çavuşlarından alıyor.
Yalnız sevgili alkış çavuşu; bir düşün bakalım, ucuza gidiyor olabilir misin? Bir günden bir güne şöyle ailecek, çoluk çocuk bir tekne tatili yapabildin mi mesela?
Sıcak Suyu Demokrasi Sananlar
Meşhur kurbağa hikâyesini bilirsiniz. Siz o konfor alanınızda bekleyin alkış çavuşum, biz muhalefete devam edeceğiz. Sizden siyaseti kurtarmadan, bu “muhalefetsizliğin” ülkeye ödettiği fatura bitmeyecek.
Siz o sırada sıcak suya alışmış kurbağa gibi; su kaynarken devrimi, buhar çıkarken sadakati, haşlanırken de parti disiplinini savunmaya devam edin. Tencere zangırdarken “Her şey kontrol altında” dersiniz. Birisi çıkıp “Galiba yanlış gidiyoruz” dediğinde ise o meşhur refleksiniz hazır: “AKP’ye mi çalışıyorsun?”
Çünkü bazıları için hakikat değil, mahalle önemlidir. Kendi tarafına asla kırmızı kart göstermeyen bir hakem gibisiniz. Oysa insan, kendi tarafını eleştirebildiği kadar değerlidir.
Gün gelir, herkes o aynaya tek başına bakar. Kimileri “Biz mücadele ettik” der, kimileri ise sadece “Ben alkışlıyordum…”
Cumartesi rehavetiniz bol, siyasi refleksleriniz az, vicdanınız aktif olsun.
Haydi selametle…

