Pazar sabahı… Güneşli bir Eylül. Hava açık gibi de bazısına hala bulutlu. Menemenin altı kısılmış, üstüne maydanoz kıyılmak üzere. Radyoda Mazhar Alanson “Ah bu ben” diyor, ama galiba aslında CHP’den bahsediyor.
Memlekette siyaset dediğin şey uzun zamandır futbol gibiydi. Şimdiyse yer yer Survivor’a döndü. Adaylar var, takım kurmalar var, potaya çıkanlar var, bir de halk oylamasından çok grup kararlarıyla elenenler. Tabii bu oyunun bir de SMS’siz versiyonu var: “İhraç.”
Bakın, “ihraç” ne demek sevgili okur?
Marketin indirimli zeytinyağını alırken değil; bir partiden, fikirlerinden dolayı dışarı atılmak demek. Siyasi çeviride şu anlama geliyor:
“Sen artık bizim çocuk değilsin.”
Ama bu öyle bir “bizim çocuk” konsepti ki, kimse tam olarak neye göre bizim, neye göre değil, onu bilmiyor.
Mesela: Bir genel başkana “ya bu yargı süreci ne olacak” dersen, ihraçsın.
Bir kongrede “ikinci bir aday olsun, demokrasi güzel şeydir” dersen, kibarca “kapı orada” deniyor.
Belediyeye ait bir kafede filtre kahve içerken yanlışlıkla başka listeye selam verirsen, cenaze namazın bile gizli yapılabilir.
Aynı Otobüste, Farklı Durağa El Basmak
CHP, bir zamanlar “fikir kulübü” diye dalga geçilen ama aslında bu yönüyle kıymetli bir partiydi. Aynı çatı altında sosyal demokrasiden ulusalcılığa, liberal soldan köylü sosyalizmine kadar her fikir uçuşurdu.
Şimdi ne uçuyor?
Tek liste, tek çizgi, tek akıl.
Ve o akıl da Ekrem Bey ile Özgür Bey arasında kurdeleyle bağlanmış bir akıl kutusu gibi. İçinde yargı süreci sorgulanmaz, belediye başkanları sorgusuz sevilir, ilçe kongrelerinde bile adaylar kafadan belirlenir.
Bir Değişim Masalı Vardı, Hatırlıyor Musunuz?
Bir sabah uyanmıştık, “CHP değişiyor” demişlerdi. O sabah bir martı güneşe doğru uçmuştu, bir çocuk kırlarda yuvarlanmıştı, bir genç kız apartman boşluğunda fon müziğiyle “değişim!” demişti. Hatta Candan Erçetin “değişiyoruz” diye şarkı bile yazmıştı.
Ama ne oldu?
Değişim, tıpkı belediye ihaleleri gibi, tanıdık ellere gitti. Fikir değişmedi, sadece sahipleri değişti. Olan yine partinin “konuşan kafalarına”, yani fikri olanlara oldu.
Yerel Menemen ve Yerel Demokrasi
Şimdi buyrun size iki tarif:
Klasik Menemen:
Soğan konur mu? Kavga çıkar. Ama sonunda herkes kendi tabağında mutlu olur.
Kongre Menemeni:
Belediye başkanı malzemeyi tek başına belirler. Listeye başka domates girerse ihraç edilir. Soğan isteyenin kaydı partiden silinir. Sonunda ortaya çıkan şey, menemen değil: Yalnızca yağda kavrulmuş bir fikir yoksunluğudur.
Velhasılı; bugün Muğla’da dün Ankara’da başka gün İstanbul’da meydanları boş bırakmayacak dostlar;
CHP’nin şu anda yaşadığı şey, sadece bir kadro değişimi değil. Bir kültür savaşı.
Fikir mi kazanacak, bağlılık mı? Parti içi demokrasi mi, yerel baronların ağı mı?
Ayrıca bu sorulara cevap verirken, unutmayalım ki; Bir partiyi güçlü kılan şey, herkesin aynı şeyi söylemesi değil, farklı seslerin bir arada uyumla şarkı söyleyebilmesidir.
Yoksa herkes aynı melodiyi söylerse, bu artık şarkı olmaz, marş olur. Marşların kötü tarafı şudur: Herkes aynı adımda yürümek zorundadır.
Düşene yardım edilmez.
Üstelik geride kalan silinir.
Bendeki kahvaltılık menemen tarifi bu kadar. Herkese afiyet olsun.
Haydi selametle…
