Muğla’da sağlık hizmetleri üzerindeki tartışmalar artık kurumları aştı, bir varoluş meselesine dönüştü. Menteşe Devlet Hastanesi’nin akıbetini beklerken, Milas’tan gelen haberler durumun ciddiyetini ortaya koyuyor: Selimiye ASM ve Milas 75. Yıl Devlet Hastanesi özelleştirme kıskacında…
Peki, neden? Yatırım kararları büyük puntolarla duyuruluyor ama “ortak akıl” bu işin neresinde?
Hastane Gidince Sadece Kapı Kapanmaz
Bir hastaneyi merkezden söküp dışarı taşımak, sadece sağlık hizmetini taşımak değildir. Milas 75. Yıl Devlet Hastanesi örneğinde gördük: Hastane gidince eczane gider, medikalci gider, çorbacı kepenk indirir, taksi durağı susar. Bir hastane, bulunduğu yerin ekonomik ve sosyal kalbidir. O kalbi sökerseniz, çevresindeki hayatı da bitirirsiniz.
Menteşe’de bugün en erişilebilir hizmeti Menteşe Devlet Hastanesi veriyor. Vatandaş için “yol üstü” olan bu merkez, kentin nefes aldığı bir noktadır.
Sağlık Çalışanı Sadece “Beyaz Önlük” Değildir
Meseleye bir de madalyonun diğer yüzünden bakalım. Hastanenin merkezde olması, bir hekim ya da hemşire için öğle molasında o ağır atmosferden çıkıp nefes alabilmek demektir. İki adımda manava, pazara ulaşabilmek; akşam yemeği hazırlığı için eksiklerini tamamlamak ya da mahalleyle temas etmek, çalışan üzerindeki ağır psikolojik baskıyı dağıtan bir can damarıdır.
Hastaneyi dağ başına, hayatın dışına ittiğinizde bu insanları dört duvar arasına hapseder, sosyal bağlarını kesersiniz. Üstelik ASM’de çözülecek dert için herkesi en uzak noktadaki dev hastanelere yığdığınızda, o yorgun omuzlara bir yük daha bindirirsiniz. Hizmetin mahallelerde dağıtılmadığı her senaryo, hem hastayı yolda hem de çalışanı yoğunluk altında ezer.
Muğla, Ankara Değil!
Hastaneleri tek bir dev kampüste toplamak, metropollerde bir mantığa oturabilir. Fakat Muğla; dağınık yerleşimin, virajlı yolların ve yazın kilitlenen trafiğin şehridir. Bu coğrafyada sağlığı halktan uzaklaştırmak; “Sistem çalışıyor ama ulaşabilirsen” demektir.
Gece 22:00’den sonra toplu taşıma durduğunda, arabası olmayan vatandaş ne yapacak? Çocuğu ateşlendiğinde ya da bir akrep soktuğunda “ambulansın gelmesini” mi bekleyecek? O ambulans bu dağınık coğrafyada kaç noktaya aynı anda yetişebilir? Taksiyle hastaneye gitmenin Ankara’ya uçak bileti almaktan pahalı hale geldiği bir yerde, kamu sağlığı fiilen geri çekiliyor demektir.
Bin Yataklı Bina mı, Ulaşılabilir Hizmet mi?
Mesele binanın büyüklüğü değil; o yatağa hastanın ulaşıp ulaşamadığıdır. Kağıt üzerinde devasa görünen yatırımlar, sahada ulaşım sorunları içinde boğuluyor. Muğla’nın ihtiyacı tek bir devasa “sağlık dağı” değil; semt poliklinikleri, 7/24 hizmet veren ASM’ler ve ilçelere yayılmış ünitelerdir.
Sağlık merkeze dağılınca erken teşhis edilen hastalıklar belki de en başından iyileşme yolunu bulur. Aksi takdirde son raddeye gelince durumun vahametini doktorlar daha iyi anlatıyor. Biz ne zaman başı ağrısa doktora giden halimizden geçip kendi kendimize antibiyotik bulup içmeye başladık bu soruya cevabı olan var mı?
Çünkü bu şehirde sağlık, harita üzerinde değil, o virajlı yollarda yaşanır. Yol uzadıkça sağlık gecikmez; bazen hiç yetişemez!
Vebali büyük, takdiri yetkililerimizin ve kamuoyunundur.
Haydi selametle…
