Sayın Sağlık Bakanı,
Muğla’da sağlık hizmetleri, uzun süredir yurttaşlar tarafından ciddi biçimde eleştirilmekte ve kamuoyunda yoğun biçimde tartışılmaktadır.
Üçüncü basamak bir hastanede uzman hekime erişimde zorlandığını ifade eden yurttaşlar; hastanelerde hizmet yükünün ağırlıklı olarak asistan hekimlerin omzunda kaldığını düşünenler; perifer sağlık hizmetlerinden memnun olmadığını dile getirenler; temizlik koşullarına ilişkin fotoğrafları sosyal medyada paylaşan hastalar ve hasta yakınları…
Basına yansıyan tahta kurusu iddiaları, kamuoyuna gündem olan radyasyon krizi haberlerinin ardından ilaçlı görüntülemeleri Muğla’da yaptırmak istemediğini söyleyen hastalar; diyaliz hizmetlerine ilişkin ekipmanların etkin kullanılamadığı yönünde şikâyetler dile getiren yurttaşlar; özel hastanelerin yoğun bakım süreçlerinde enfeksiyon geliştiğini ifade eden aileler; Muğla Sıtkı Koçman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde özellikle KVC yoğun bakım hizmetlerine ilişkin savcılığa intikal etmiş başvurular; sağlık çalışanları ile refakatçiler arasında giderek artan “beyaz kod” vakaları…
Bir tarafta işini büyük bir özveriyle yapan sağlık emekçileri;
diğer tarafta sağlık hizmetlerinde liyakat, işleyiş ve denetim konularının kamuoyunda daha sık tartışılır hâle gelmesi…
Tüm bunlar, Muğla’da sağlık konusu gündeme geldiğinde yurttaşların kendi cümleleriyle dile getirdiği görüş ve kaygılardır ve kamuoyunun erişimine açıktır. İl yönetimi de bu tartışmaların varlığını bütünüyle yok saymamaktadır.
Ancak sahada yaşayan yurttaş açısından mesele, yalnızca yeni yatırım projeleriyle sınırlı değildir.
Yurttaşın derdi siyasete malzeme üretmek değildir.
Ne iktidar ne de muhalefet temsilcilerinin karşılıklı açıklamaları, Muğla’da sağlık hizmeti alanların yaşadığı kaygıları tek başına giderebilmektedir. Muğlalının temel beklentisi, sağlık hizmetine güven duyarak erişebilmektir.
Bugün bir yurttaşın, “Menteşe Devlet Hastanesi’nde konteynerde hizmet veren acile gidiyorum; çünkü orada uzman hekime ulaşabiliyorum” demesi, üzerinde dikkatle durulması gereken bir durumdur.
Muğla’da sağlık alanında dile getirilenler, tekil bir görüntü ya da münferit bir şikâyetten ibaret değildir.
Bu ifadeler zamanla birikmekte, birbirini beslemekte ve bir güven sorununa işaret etmektedir.
Devletine güvenmek isteyen bir yurttaş olarak en çok kaygı uyandıran da budur.
Milas Devlet Hastanesi’nde tedavi gören 47 yaşındaki Deniz Tombul yaşamını yitirmiştir.
Ailesi, özellikle yoğun bakım sürecine ilişkin bazı uygulamalar hakkında savcılığa başvurmuş, sürecin araştırılmasını talep etmiştir. Bu durum yerel basına da yansımıştır. Yurttaşın beklentisi; hukuk yoluyla dile getirilen bu başvuruların kamu adına ciddiyetle ele alınmasıdır.
Benzer biçimde Fuat Tanyel dosyasında; hasta önce Muğla Sıtkı Koçman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi görmüş, daha sonra özel bir sağlık kuruluşuna yönlendirilmiştir. Ailesi, ilk net teşhisin burada konulduğunu ifade etmektedir. Bu süreci, yoğun bakım aşaması ve ardından başlayan hukuki başvurular takip etmiştir. Konu hem yerel basında hem de köşe yazılarında kamuoyunun bilgisine sunulmuştur.
Sayın Bakan,
Bu örnekler birlikte değerlendirildiğinde görülen şudur:
Muğla’da yurttaş devletiyle bir çatışma arayışında değildir.
Devleti hedef almamaktadır.
Ancak devlet hastanelerine duyduğu güvenin zayıflamakta olduğunu ifade etmektedir.
Bu tablo kamuoyuna şu açıklamalar eşliğinde yansımaktadır:
“Muğla’mızın sağlık vizyonu büyüyor.700 yataklı Şehir Hastanesi, 500 yataklı Fethiye Devlet Hastanesi, 200 yataklı Menteşe Devlet Hastanesi…”
Bu yatırımlar elbette kıymetlidir.
Sağlık altyapısının güçlendirilmesi, herkes için önemlidir.
Ancak yurttaş şu soruları sormaktadır:
Bugün bulunduğu hastanede temizlik koşullarından endişe eden bir hasta için, gelecekte açılacak bir hastanenin yatak kapasitesi ne kadar güven vericidir?
Bugün uzman hekime erişimde zorlandığını söyleyen bir yurttaş için, yeni bir binanın inşa edilecek olması bu kaygıyı ne ölçüde gidermektedir?
Muğla’da Antalya, Denizli ve İzmir’e yönelme eğilimi bir konfor arayışı değil, güven ihtiyacının ifadesidir.
Denizli’deki devlet hastanelerinin daha az çalıştığı ya da daha az hasta baktığı düşünülmemektedir.
Ancak yurttaş, oradaki işleyişe daha fazla güven duyduğunu ifade etmektedir.
Sayın Bakan,
Bu nedenle bu satırlar bir suçlama değil, naçizane bir öneri olarak kaleme alınmıştır.
Bir gün, tebdili kıyafetle,
Muğla Sıtkı Koçman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ni ziyaret etmenizi;
protokolsüz, kamerasız ve habersiz bir şekilde sahayı gözlemlemenizi temenni ederim.
Bir vatandaş gibi poliklinik sırasında lütfen bekleyin.
Yoğun bakım kapısında bekleyen hasta yakınını lütfen siz dinleyin.
Temizlik ve hizmet koşullarına dair görüş bildiren yurttaşlarla lütfen konuşun.
Çünkü zaman zaman sistem raporları ile sahadaki deneyimler arasında bir mesafe oluşabilmektedir.
Bu mesafe, ancak doğrudan temasla kapanabilmektedir.
Bu satırlar yazılırken amaç, kimsenin emeğini değersizleştirmek ya da herhangi bir kişi ya da kurumu hedef almak değildir.
Yaşanan acılar gerçektir, kayıplar gerçektir.
Bu acıları azaltan bir sistem, hem hastalar hem de sağlık çalışanları için daha güvenli bir ortam yaratacaktır.
Sayın Bakan, bu yazıda dile getirilenler; sesini kamuya duyurabilen yurttaşların ifadeleridir.
Ancak ya hiçbirimize ulaşamayanlar varsa?
Ya artık şikâyet etmeyi bırakmış, sesini duyuramayacağını düşünen yurttaşlar varsa?
Devletin gücü, eleştiriden kaçmakta değil;
eleştiriye kulak vererek güveni yeniden tesis edebilme kapasitesindedir.
Bu mektup bir suçlama değildir.
Bu mektup, bir şehrin kendi devletine ve devlet büyüklerine sesini duyurma çabasıdır.
Muğla’dan,
devletine güvenmek isteyen yurttaşların yardım çağrısıdır.
Lütfen bu sese kulak verin.
Saygılarımla,
Sorumlu Yurttaş
Canan Baykız
Her yazımda olduğu gibi bu yazımı da aynı cümleyle kapatayım:
Haydi selametle…
