Muğla gibi hem sahil turizminin hem de iç bölgelerde tarım ve küçük esnaf ekonomisinin iç içe geçtiği, sosyolojik çeşitliliği yüksek bir şehirde, siyasetin de bu çoğulluğa yanıt vermesi beklenir
Ancak AK Parti Muğla’da, çok uzun süredir dar bir siyasi çevrenin etkisine hapsolmuş durumda. Aynı isimler, aynı hizipler, aynı “cenah”ın etrafında dönen bir siyaset dili…Bugün seçim yapılsa AK Parti yüzde 15’leri ya görür ya görmez! Bu tahmine “yok canım” diye gülecekler ikiye ayrılacak “yüzde 10 bile alamaz” ile “yüzde 20 kesin vardır” diyecekler. Ama bu halde gidildiğinde seçime bir kişi bile “2 vekili 3 yapar oyunu yükseltir” diyemez. 30.000 istifa az değil! Bir de istifa etmeyip etmek üzere olanlar var. Cumhurbaşkanı hatrına susuyorlar ama seçime kadar neler olur bilinmez…Resmiyete dökmeyen sandıkta görünür illa ki.
Muğla’da Sahici Siyasetin Çöküşü
Bir siyasi hareketin gerçek anlamda “halkın partisi” olup olmadığını, merkezde söylediklerinden çok, taşradaki teşkilatlanmasına ve o teşkilatlanmanın halkla kurduğu bağa bakarak anlayabilirsiniz. AK Parti’nin ilk yıllarında “Anadolu insanının sesi” olma iddiasıyla çıktığı yolda bugün geldiği yer, özellikle Muğla gibi şehirlerde bu iddianın ne kadar içinin boşaltıldığını açıkça gösteriyor.
Kapanan Kapılar, Tekrarlayan İsimler
Muğla’da AK Parti artık halkın partisi değil; birkaç yerleşik kadro, siyasetle toplumsal ilişki kurmak yerine kendi iktidar alanını korumaya çalışan bir “cenah”ın partisine dönüşmüş durumda. Partinin yerel teşkilat yapısı, yıllardır değişmeyen isimlerle çevrili. Yeni fikirlerin, farklı toplumsal kesimlerin, gençlerin ya da kadınların içeri girmesi neredeyse imkânsız. Siyaset bir kamusal hizmet aracı değil, içe kapalı bir çıkar grubunun kontrol mekanizmasına dönüşmüş vaziyette.
Bu durum yalnızca Muğla’ya özgü değil elbette, ancak burada daha görünür. Zira Muğla, doğası gereği farklılıkların iç içe yaşadığı, laiklik, çevre duyarlılığı, eğitimli nüfus yapısı ve demokratik refleksleri güçlü bir şehir.
AK Parti ise bu şehirle bir süredir konuşmayı bırakmış durumda. Söylem düzeyinde halkı “kucakladığını” iddia eden partinin, yerelde halkın nabzını tutan bir teşkilatı bile kalmadı. Bunu basın açıklamalarının seviyesinden de net bir şekilde tespit etmek mümkün. Son gelen basın açıklamasında bir gazetede çıkan haber tüm bir yerel medyaya dağıtılan metinle yalanlanırken amacın genel sekreterin yerini savunması olduğu net anlaşılıyor . Bu açıklamanın kamuya faydası nedir ? Halkı nasıl kucaklıyor? Sorusuna mantıklı bir yanıt ise yok! Koskoca il başkanlığı tekzip nedir? Habersiz! Ayrıca bir makam savunması peşinde gösteriliyor ki bahse konu partinin genel başkanı aynı zamanda devletin en üst makamı.
Yerel Siyasetin Tasfiyesi
Cumhuriyet rejiminin kurucu değerlerinden biri olan halk iradesi, yerel siyasetin asli dayanağıdır. Ancak AK Parti, uzun süredir yerel örgütlenmeyi bir demokrasi aracı olarak değil, merkezden gelen talimatları uygulayacak pasif yapılar olarak görüyor. Muğla’da da bu durum net biçimde hissediliyor. Teşkilatlar, parti içi demokrasinin yokluğu nedeniyle seçmenin değil, Ankara’nın gölgesinde şekilleniyor.
Bu politik tercihler, Muğla gibi çoğulcu ve eleştirel bir kamuoyuna sahip bir şehirde halkla bağ kurmak bir yana, tabanı bile yer yer küstürmüş durumda. AK Parti’nin yerel kadroları, iktidarın nimetleriyle yetinmek isteyen dar bir zümreye dönüşmüşken, toplumsal gerçeklik her geçen gün biraz daha göz ardı ediliyor.
Halktan Kopuşun Siyasi Bedeli
Siyasi partiler, halkla kurdukları ilişki üzerinden meşruiyet üretir. Bu ilişki koptuğunda, geriye sadece tabela ve ritüeller kalır. AK Parti Muğla’da artık bir temsil mekanizması değil; bir refleks, bir alışkanlık, bir itaat çemberi. Bu yapıdan ne halkçı bir siyaset çıkar ne de topluma fayda sağlayacak bir vizyon.
Seçim dönemlerinde sahaya inmekle siyaset yapılmaz. Siyaset, yıl boyunca halkın içinde olmakla, onların derdini Ankara’ya taşıyacak kadroları çoğulcu ve katılımcı yöntemlerle belirlemekle olur. Ancak bugünkü Muğla teşkilatı, bu reflekslerin uzağında, kendi içinde tekrarlayan küçük iktidar oyunlarının sahnesine dönüşmüş durumda.
Velhasıl dostlar,
Muğla’da AK Parti’nin bugünkü hali, sadece bir partinin değil, Türkiye siyasetinde merkez sağın geçirdiği dönüşümün de küçük bir yansıması. Yerel siyasetin halktan koparıldığı, siyasetin yalnızca sadakat ve itaat üzerinden tanımlandığı bu tablo, sadece o parti için değil, demokrasi için de alarm verici. Dahası Muğla’da AK Parti davasına sadık olanların bugün kendi partilerinden uzaklaştıklarını görüyoruz.
Cumhuriyet rejimi, halkın yönetime katılımını esas alır. Bu katılımı engelleyen her yapı, hangi siyasi görüşten olursa olsun, sorgulanmalıdır. Muğla’da AK Parti artık halkın partisi değilse, bu yalnızca o partinin sorunu değil; temsil adaletinin zedelendiği bir düzenin sorunudur. Ve bu düzen, halktan değil, halk için değil; yalnızca kendisi için işliyor demektir.
Ancak bu sadece tek partiyle sınırlandırılacak bir hal değil elbette. Yerelde siyaset çok yönlü. Bu nedenle bir dahaki yazımda CHP’yi ve diğer partileri “yerelde siyasetin çöküşü” başlığı altında ele alacağım. Halktan kopuş halkı yönetime dahil etmeme hususunda benzer görüşlerim olduğunu da bu yazıda ifade etmeyi yanlış bulmuyorum. Ülkede yaşanan diploma krizi, liyakat sorunu, akraba kayırma hali bile tek taraflı değil sonuçta!
Bir yerde küçük insanların gölgesi büyüyorsa orada güneş batıyor demektir. Bir şehirde yerelde siyaset susuyor, makamlar ağırlığını koruyamıyorsa orada halk hiçe sayılıyor demektir!
Haydi selametle…
