Hukuk sistemlerinde mahkemeler, somut delillerin tartışıldığı ve adaletin tecelli ettiği tarafsız alanlar olarak tanımlanır. Ancak eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı son dava süreci, hukuk normlarının yerini siyasi sembolizmin ve algı yönetiminin aldığına dair ciddi tartışmaları beraberinde getirmektedir. 80’in üzerinde ağır suçlama ve örgüt liderliği iddiasıyla başlayan yargılamanın ilk günü, hukuki bir savunmadan ziyade İmamoğlu ve CHP’nin siyasi bir güç gösterisine sahne olmuştur.
YASAMIZ DA “AÇILIŞ KONUŞMASI” DİYE BİRŞEY YOKTUR
Davanın en dikkat çekici unsurlarından biri, Çete Lideri olduğu iddia edilen İMAMOĞLU’nun mahkeme heyetinden talep ettiği “açılış konuşması” isteğidir. Türk Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) çerçevesinde, sanığın sorgusu ve savunma süreci net kurallara bağlanmıştır. Yasalarımızda bir sanığın duruşmayı bir “tören” veya “açılış” havasına sokarak usul dışı hitabet gerçekleştirmesine imkan tanıyan bir prosedür bulunmamaktadır. Hukukçuların ortak görüşü, savunmanın iddialara cevap vermek üzerine kurulması gerektiğidir. Çete lideri iddiasıyla yargılanan İmamoğlu’nun Suçlamaların yarısına “ZULÜM” diyerek cevap vermekten kaçınmak, hukuki bir hak arayışından ziyade yargılama makamını itibarsızlaştırma stratejisi olarak yorumlanabilir.
MÜCADELE HUKUK ZEMİNİN DE OLUR. AK PARTİ KAPATMA DAVASI BUNA ÖRNEKTİR
Türkiye’nin yakın siyasi tarihi, yargı yoluyla siyaseti dizayn etme çabalarına yabancı değildir. Özellikle AK Parti’nin 2008 yılındaki kapatma davası süreci, bu konuda önemli bir emsal teşkil eder. O dönemde devletin pek çok kurumundan gelen baskılara ve kapatma riskine rağmen, dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve partililer, mücadeleyi tamamen hukuk zemininde yürütmeyi tercih etmişlerdir. Sokak hareketleri veya mahkeme salonu önünde kurulan mizansenler yerine, güçlü hukuki savunmalarla sürecin yönetilmesi, meşruiyetin korunması açısından kritik bir fark yaratmıştır. Bu hukuk mücadelesi kamu görevlilerin karşısında olmasına rağmen 6/5 üye oyu ile ucu ucuna kazanılmıştır. Bu mahkeme de dokunulmaz zırhıyla korunun CHP’li vekiller mahkemeyi resmen siyasal hale getirmeye çalışmışlar, yaygara kopararak şova dönüştürmüşler. BU hareketler mahkeme heyetine saygısızlıktır. Mahkeme heyeti o kadar sabırlı ki başka bir dava olsa ya dışarı çıkartılırsınız yada gözaltına alınırsınız.
PUTLAŞTIRMA YÖNTEMİYLE ALGILAR
Silivri’de görülen davanın dış alanında sergilenen “KOĞUŞ MAKETİ” ve bu maket etrafında oluşturulan atmosfer, modern hukuk devletinde rastlanması güç bir tablodur. Kişilerin veya siyasi figürlerin yargılandığı süreçlerin bir “mağduriyet kültüne” dönüştürülmesi, davanın özündeki iddiaların kamuoyu nezdinde gölgelenmesine neden olmaktadır. CHP Genel Merkezi’nin seferberlik ilanına rağmen katılımın beklenen düzeyde (6600 yöneticiden 1500’ün altına) kalması ise, tabanın bu “siyasileşmiş savunma” biçimine karşı duyduğu mesafeyi ve tereddüttü göstermesi bakımından manidardır. Havalar biraz ısınsın Marmaris başta olmak üzere sosyal medya şovmenleri CHP’liler başkanlar o koğuş maketine giderek poz verirler. Amaç destek değil görünelim hesabı.
DIŞ MEDYA DEFARMASYONU DAHA DA ARTAR
Davanın uluslararası boyutu da bir o kadar düşündürücüdür. Çok sayıda yabancı basın mensubunun davayı takip etmesi olağan karşılanabilir; ancak Fransız Devlet Televizyonu örneğinde olduğu gibi, davanın içeriğinden kopuk ve Türkiye aleyhtarı argümanların (“Kürtçe yasağı” gibi asılsız iddialar) sürece dahil edilmesi, davanın bir “milli egemenlik” ve “dezenformasyon” meselesine dönüştüğünü kanıtlar niteliktedir. Çete davasını takip eden yabancı medyanın ilerleyen günler de Türkiye aleyhine ciddi provokasyon haberler yayacağını adım gibi biliyorum.
SONUÇ MU ?
Bir yargılama sürecinde haklı çıkmanın yolu, mahkeme heyetini taraflı ilan edip susmak değil; aksine, yöneltilen somut suçlamalara karşı kamuoyunda hiçbir şüphe bırakmayacak kadar net ve teknik savunmalar yapmaktır. Siyasi ajandalarla suyu bulandırmak ve mahkemeyi siyasi bir basamağa dönüştürmek, sanığın üzerindeki ağır iddiaları ortadan kaldırmaz. Adalet, koğuş maketlerinde değil, mahkeme salonunda verilecek samimi ve hukuki cevaplarda aranmalıdır.
