Başkan Aras’lara Soruyorum:

İddialar plağı neden hep “dayatma”da takılı kalıyor?

Bazı şeyler bir kez olur, unutulur. 

Bazı şeyler ise inatla geri gelir.

Sizin döneminizde de öyle…

Belediyeyi kim yönetiyor? 

Kamu kaynakları doğru kullanılıyor mu? 

Soruları ile bir de;

Türkiye’de yaşanan bazı “ilk”ler var:

Evlilikler, 

Cumhuriyet mirasının hızla belediyeler eliyle el değiştirmesi, 

hiç kullanılmayacak binanın satın alınması, 

Hükumete bir ağır eleştiri ertesi gün sunumlarda “katkı ve destekleri” için teşekkürler… 

Aynı partiden selefle atışma tahtasına dönen reklam panoları… 

Yurt dışına “vizyon” için gidilip, 

sürekli uçaktan düşen, Muğla’ya bir türlü ulaşamayan vizyon meselesi… 

Eskişehir’den bile getirilemedi henüz.

Bunlar şehrin hafızasına hediye ettiğiniz sağlam plaklar. Dahası var da onlar pek tutmadı..

Gazetelerin canı çekince yazıların arka fonunda hâlâ bunlar  yazılıp çiziliyorlar.

Bunlar aynı zamanda sizin döneminizin, 

Tarkan’ın “Çok acayipsin” şarkısını duyunca sizi bana  hatırlatanları…

Ama bir de bozuk bir plak var. 

Zaman geçse de aynı yerde takılıp duruyor. 

Adı: Özgür iradeye müdahale ve dayatma iddiası.

Bakın, sözleri şöyle:

İl ve ilçe kongrelerinde yaşananlar, ardından yazılanlar… 

Şartları taşıyan üyeler neden aday olamasın? 

Tek adaylı kongreye neden “demokrasi şöleni” densin? 

Alternatifsiz bir seçime şölen demek, demokrasiyi nasıl tanımlıyor?

Haydi bunları geçelim. Unutalım eyvallah.

Belediye işçileri neden sendika seçimi öncesi ayaklandı? 

“Baskı var” denildi. 

Burası amma tiz çıktı…Belediye içi çift başlı yönetimler,  başkana rağmen yapılanlar   aman bu ortaya saçılan  iddialar  neydi öyle?

Bak kongredeki baskı iddiaları tekrar taşındı gündeme..

Unuttuğumuz yerden tekrar hatırladık!

Son nakarat  hafta sonu eklendi: 

“Ben hangi partiyi seçersem, siz de benimle birlikte ona geliyorsunuz!” 

Belediye çalışanının siyasi tercihi, patronunun tercihiyle örtüşmek zorunda mı? 

Bu soru, tesadüfen Menteşe, Datça, Yatağan  Belediyesi’nin Yeni Parti’ye geçmesine eş zamanlı şekilde dayatma plağına takıldı. Sosyal medyada dillendiriliyor.

Zamanlama bu kadar isabetliyse, insan sormadan edemiyor:

Tövbeler olsun. 

Plağı her defasında alkollü bezle siliyoruz… 

yine takılıyor, yine takılıyor. 

Bu nasıl iş acaba?

Bakın… 

Belediyeyi ve bütçeyi nasıl yönetirsiniz? 

Şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkesinin gereğini yerine getirirsiniz, 

ya da susar, yutkunur, sessiz kalırsınız. 

Bunlar inanın dert değil. 

Vakti gelince illaki önünüze çıkar, bedeli neyse ödersiniz.

Ama iş, demokrasiye ve cumhuriyete sahip çıkmaya kadar gelirse… 

Dayatma plağının şarkısı, sıfatınızın günü  dolduğunda  isminizi de zor durumda bırakabilir.

Çünkü bu üç iddia da aynı noktaya çıkıyor: 

Bir insanın kendi iradesine sahip olup olmadığı.

Siz her seferinde “kendi seçmenimizin, kendi çalışanımızın kararlarına sonsuz saygılıyız” diyorsunuz. 

Peki bu iddialar neden ısrarlı tekrarla “dayatma” başlığı altında toplanıyor?

Cumhuriyet, güçlüye itaat etmek için mi kuruldu, 

yoksa güçlünün karşısında dimdik durabilmek için mi?

Sandık, sadece seçim günü kurulan bir masa mıdır, 

yoksa insanın “hayır” diyebilme hakkının adı mıdır?

Yıllarca “diktatörlük” diye en ağır ithamları yöneltenlerin, 

bugün benzer iddialarla, üstelik tekrar tekrar anılması… 

Basit bir tesadüf müdür, yoksa bir ayna mıdır?

Belge varsa ortaya konur. 

İddia varsa araştırılır. 

Yanlışsa çürütülür. 

Doğruysa gereği yapılır.

Ama hata varsa sürekli tekrarlanmaz.

Velhasılı… 

Özgür iradeyi sadece kendi işine geldiği gün savunmak… 

Bu nasıl bir demokrasi anlayışıdır?

Asıl soru şudur: 

Biz partiye insan mı kazandırıyoruz, 

yoksa insanları istediğimiz şekle sokup kaba tabirle  partiye mi yediriyoruz?

Bu sorunun cevabı, sizin siyasi ömrünüzü aşar. 

Bu, Cumhuriyet’in meselesidir.

Ben cevabı sizde bırakıyorum. Bu fotoğraf ve bu tazelenen poz sizi yansıtıyor mu? Cevabı kendinizle yüzleşerek verin, herkesten çok kendinize borçlusunuz.

Son olarak…

Muğla’nın vatanperverlerine bir çağrım var:

Gazilerimiz ve şehit aileleri Ankara’da 43 gündür hak arıyor. 

Parktan parka sürükleniyorlar. 

Yatak yüzü görmüyorlar.

Bir zamanlar biz rahat uyuyalım diye can verenler, 

bugün rahat uykudan uzaktalar.

28 Ağustos’ta Ankara’dayız. 

Mustafa Kemal’in askerlerinin yalnız olmadığını göstermek için.

Önce Başkomutanımız, Ulu Önderimiz Atatürk’ün huzuruna çıkacağız. 

Sonra omuz omuza duracağız.

Pek tabi madencilerimizi de unutmayız.

Sizleri de bekleriz. 

Mücadeleler, milletin öncülüğünde, devletin işbirliğinde kazanılır.

Ve bugün Mevlit Kandili dostlar. Dualarımızda Ata’mız, şehitlerimiz, gazilerimiz, cümle geçmişimiz unutulmasın. Ülkemize birlik, dirlik, barış, esenlik, iç huzuru dilerim. Dualarda buluşalım inşallah.

Haydi selametle…

Yayınlama: 24.08.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.