CHP’de Güven Krizi Derinleşiyor: Türk Siyasetinde Sevinilecek Değil, Düşünülecek Bir Dönem

Ekonomik Gerçeklik ile Siyasî Görüntü Arasındaki Uçurum

Türkiye uzun zamandır ağır bir ekonomik darboğazdan geçiyor. Yurttaş artık yalnızca geçim sıkıntısı yaşamıyor; en temel ihtiyaçlarını karşılayabilmenin bile ince hesabını yapmak zorunda kalıyor. Bir maaşın sadece kiraya yettiği, sofradaki temel gıdanın lüks sayıldığı bir düzende toplumun siyasetten beklentisi nettir: samimiyet, mücadele ve çözüm iradesi.

Tam da böyle bir dönemde muhalefetin şatafat, makam kavgası ve iç çekişmelerle anılması ciddi bir güven aşınması yaratıyor. Çünkü halk artık sadece iktidarı değil, alternatifini de tartıyor. Son yerel seçim haritası aslında en net uyarısıydı ancak ne yazık ki bu mesaj ana muhalefetin “değişim rüzgârı” içinde yeterince anlaşılamadı ve erkenden bir güç sarhoşluğuna yol açtı.

Sadece Eleştirmek Yetmiyor

Cumhuriyet Halk Partisi’nin özellikle 38. Olağan Kurultay sonrası içine sürüklendiği tablo artık yalnızca parti içi bir mesele olmaktan çıkmış durumda. Özgür Özel’in “AKP’nin kara düzenini rahatsız ettik” söylemi, siyasî iletişim açısından dikkatle kurulmuş bir cümle. Ancak Türkiye’de seçmen artık yalnızca sloganlarla veya iktidarı eleştirmekle ikna olmuyor; liyakate, kadro kalitesine, belediyecilik performansına, şeffaflığa ve ahlâkî tutarlılığa bakıyor.

Ve şu çok net soruyu soruyor:

 “Gerçekten sistemi mi değiştirmek istiyordunuz, yoksa aynı düzende sadece direksiyona mı geçmek istiyordunuz?”

İktidarı eleştirirken kullanılan kavramların benzerleri kendi belediyelerinde veya yönetim anlayışlarında gündeme geldiğinde siyasî inandırıcılık aşınıyor. Asıl mesele, eleştirdiğin düzene benzemeden ayakta kalabilmektir.

Muğla ve İzmir’deki Görüntü Ne Anlatıyor?

Dün akşam Muğla ve İzmir CHP İl Başkanlığı önünde ortaya çıkan tablo, aslında Türk siyasetinin içinde bulunduğu ruh hâlinin küçük bir özeti gibiydi. Gençlik kollarının, kadın kollarının ve örgüt yapısının toplumsal karşılık üretmekte zorlandığı bir dönemde toplum şu soruyu daha yüksek sesle sormaya başladı:

“Türkiye’nin ana muhalefeti gerçekten halkın derdiyle mi meşgul, yoksa kendi iç dengeleriyle mi?”

Siyasette güven kaybı bir anda değil, küçük kırılmaların birikmesiyle oluşur. Bugün halkın desteğini alan il ve ilçelerde seçmen, alınan kararları ve parti içi çalkantıları tehlikeli bir sakinlikle karşılıyor. Eğer bu durum tepkisiz bir kabullenişe dönüştüyse, tehlike çanları çalıyor demektir.

Siyasetin Yeniden Güven Üretmesi Şart

Türkiye’nin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey yeni kamplaşmalar veya hizipler değil; hele hele kişilerin tartışmaya açılması hiç değil!

Ana muhalefetin siyasette  yeniden güven üretmesi, kurultay iradesini demokratik meşruiyetle buluşturacak bir güven tazelemesine gidilmesidir. Her gün yeni polemikler ve cepheler üretilirken ülkenin gerçek sorunları geri planda kalıyor. Yaşanan süreç, aslında siyasetin artık taşıyamadığı yükleri dışarı atma sürecidir.

Toplum artık hamasetten çok samimiyet, sloganlardan çok ehliyet görmek istiyor. Ana muhalefeti kişisel hesaplara ve koltuk savaşlarına mahkûm eden anlayışı ve pek tabiki son dönemde ülkenin kurucu partisi olan  CHP’nin  tarihine geçen olayları da seçmen affetse bile tarih affetmeyecektir.

Bu ülke alkış çavuşlarının şakşaklarıyla kurulmadı; onların şakşaklarıyla da yıkılmaz!

Türk milleti sabırlı ve asildir; günü geldiğinde kimin samimi, kimin ise halkı “ceketimi koysam seçilirim” mantığıyla “paket seçmen” gören bir emanet taşıyıcısı olduğunu ayırt edecek ferasete fazlasıyla sahiptir.

Türk siyasî tarihi, milletin kendinden en emin olanlara bile sandıkta  nasıl unutulmaz dersler verdiğiyle doludur.

Unutanlar için hatırlama zamanı yarından da  yakındır.

Haydi selametle…

Yayınlama: 22.05.2026
A+
A-
REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.