Muğla dediğin, dışarıdan bakınca mavinin, yeşilin, huzurun başkentidir. Ama madalyonun diğer yüzünü çevirdiğinizde, bazen bu coğrafyanın kendi yetiştirdiği değerleri sarıp sarmalamakta ne kadar mahir, onları kurumsal labirentlerde tutmakta ise ne kadar ısrarcı olduğunu görürsünüz. Şehrin dar kalıpları, maalesef bazen vizyoner beyinleri ödüllendirmek yerine, onları bir belirsizlik çemberinin içinde bekletmeyi tercih ediyor.
İşte o çemberin içinde sabırla, inatla ve üretkenlikle duran şahane bir isim: Prof. Dr. Ceyhun Özçelik.
Benim Muğla ile tanışıklığımın yaş gününde hayatıma giren, kendi halinde ama birikimiyle kabına da asla sığmayan kıymetli bir bilim insanı, hakiki bir dost.
Bugün buraya “Profesör” unvanını gururla yazıyorum ama bu unvanın arkasında akademik olarak uzun yıllardır hak edilmiş, adeta buz gibi bir emeğin hikayesi var. Türkiye’de bugün su yönetimi, kuraklık riskleri, taşkın planları ve hele ki “Tsunami” denince akla gelen ilk iki isimden birini alacaksınız; burnumuzun dibindeki barajlar kururken, Bodrum susuzluktan kırılırken, o devasa akademik birikimi kurumsal süreçlerin, bürokratik engellerin ve idari gecikmelerin gölgesinde yıllarca bekleteceksiniz. Kimin ne niyetle bu süreçleri uzattığını, hak teslimini kimlerin hangi gerekçelerle ertelediğini zaman elbet kendi terazisinde tartacaktır.
Bazen şehirler ve kurumlar, bünyelerine kattıklarıyla değil; o değerleri ellerinde tutmayı beceremedikleriyle, yani “yapamadıklarıyla” anılırlar. Ne yazık ki Muğla, koskoca bir su hafızasını, sahaya bizzat inen o heyecanlı akademisyenini İstanbul’a kaptırırken sessiz bir seyirci kalmayı seçti. Alıştık zaten; bu istasyondan ne trenler kaçtı, arkasından el sallamayı bile çok gördüğümüz ne kıymetler yitip gitti bu kentten.
Doğrusu çok merak ediyorum üniversitemizin adını bundan böyle kaç kez ulusal medyada göreceğiz. Zira Ceyhun Hoca ile elde ettiği rekoru tüm basın mensuplarının bilgisine yazıldı.
İlk zamanlar Ceyhun Hoca ile yaptığım programlara ket vurmak için elinden geleni ardına koymayan sonra işin kalitesi şehre değer katınca ağız değiştirip “büyük hocam, bilgisine en çok güvendiğim hocam” diyenler de şimdi yazıyı okuyordur hiç şüphem yok! Hey gidi hey!
Neyse ki; her şey tam vaktinde buluyor karşılığını. Hayatta geç ya da erken yoktur, doğru zaman vardır. Muğla’nın idari süreçlere kurban ettiği o akademik hakkı ve kadroyu teslim etmek İstanbul Nişantaşı Üniversitesi’ne nasip oldu. Bu gidişte payı olanlar, bir kentin hafızasını nasıl eksilttiklerini elbet bir gün idrak edeceklerdir.
Bizim Ceyhun Hoca ile aramızda değişmez bir ilke var; biz “Hacı Yatmaz” familyasındanız. Bilgi peşinde koşarken dizimiz kanasa da, önümüze idari barikatlar kurulsa da acımızı dışarı yansıtmayız. Bizi durdurduklarını sananlar, her seferinde daha dik, daha omurgalı ve daha güçlü doğrulduğumuzu görünce şaşırırlar. Birilerinin emeğinden, ilminden ve ilhamından beslenerek kendine alan açmaya çalışanlar, taklitlerin ancak asıllarını yaşattığını da umarım er ya da geç anlarlar.
İyi ki Muğla girdi hayatıma, iyi ki yolumuz kesişti bu topraklarda. Bu şehirde gurbetteydik biz. Varlığı da gördük, yokluğu da. Ölümü de gördük, “hayat bize güzel” deyip yaşamayı da… Dışlanmayı da yaşadık, emeğin görmezden gelinmesini de… Ama ne dostluğumuz eksildi ne de üretmeye, dik durmaya olan inancımız.
Velhasılı Dostlar;
Evet..Muğla, bilimsel anlamda çok büyük bir hafızasını kaybetti, orası kesin. Benim ise artık İstanbul’da kapısını çalacağım kırk yıllık hatrı bende kalan gurur duyulası bir dost kapım daha oldu; profesör arkadaşlarıma bir yenisi daha eklendi.
Dostun başarısı ile övünmek düşer bundan böyle bana.
Yeni unvanın, yeni kürsün, yeni şehrin hayırlı uğurlu olsun Ceyhun Hocam. Başarıların, o eksilmeyen tevazun, insaniyetin ve vefan hep seninle yürüsün.
Kurumsal hafızayı yok sayanlar unutsun varsın; tarih, bu şehirden bir Ceyhun Özçelik geçtiğini de, onun gidişine zemin hazırlayan o sığ süreçleri de aynen kaydedecektir.
Kulun hakkının hesabı da günü gelince Yaradan’a ödenecektir.
Yolun açık, kalemin ve ilmin her daim dik olsun dostum!
Haydi selametle…
