Siyasetin Faturasını Basına Kesmek ve CHP Muğla’da Yönetim Krizi

Gazetecilik, siyasetin arka odalarında pişirilen yemeklerin sokağa yansıyan lezzetini (veya zehrini) kamuoyu adına tadıp “bu ne yahu?” diye sorma mesleğidir. Bir bilginin Ankara’dan, Genel Merkez kaynaklarından teyit edilmesine rağmen, son dakika tepkilerle kararın geri çekilmesi ve faturanın “basının algı operasyonu” denilerek yerel medyaya kesilmesi… Bu, tükenmiş bir siyasi iletişimin en kolay, en ucuz ve en çok kullanılan kaçış yoludur. Adeta “Biz karar aldık, siz yazdınız, tepki geldi, demek ki siz yanıldınız” mantığı. Klasik.

Volkan İlgüz’ün CHP Bodrum İlçe Başkanı olarak atanacağı haberi, yayınlanan bütün mecralarda teyitle yer aldı. Teyitsiz bir haberin aynı anda birçok mecraya yayılması… CHP il yönetimi nerede yaşıyor bilmiyorum ama Muğla yerel basınında bu kadar hızlı ve eşzamanlı bir “uydurma” dalgası tarihsel olarak imkânsızdır. 

Bazılarımız atamanın yapılacağını duyduğu halde tepki alacağından emin olunca paylaşmayı ağırdan almış olabilir. Bazılarımız önden atlamış da olabilir. Ama “teyitsiz haber bu kadar hızla birçok mecraya aynı anda yayılmaz” gerçeği değişmez. Muğla basınıyla yeniden tanışın. Öyle anlar olur ki atanan atandığını daha telefonu çalmadan televizyondan, dijital medyadan öğrenir. Kaynaklarımız sağlam, teyitlerimiz gerçektir! Yazdıklarımızla değil yazmadıklarımızla gazeteciyiz. Bunun da hatırlanması gerekir!

Atama yazısının kaleme alındığı, ardından yükselen itirazlarla kararın askıya alındığı… Bunu sağır sultan bile biliyor. Haber ilk yayımlandığında iki gün boyunca taraflardan en ufak bir yalanlama gelmemesi, üstüne tebriklerin dahi kabul edilmesi bir “algı” değildi. Açık bir nabız yoklamasıydı. Nabız tutmadı, hesap çarşıya uymadı ve siyasi anlaşmazlıkların ellerini yıkayacakları bir lavabo arandı: “Aaa yerel basın.” 

Fakat basın, siyasetçilerin karar değişikliklerini veya üstlerine uymayanları gizleme paravanı değildir. Gazetecilik, “biz vazgeçtik, siz yazmayın” emri dinleyen bir kurum değildir.

Bugün CHP Muğla İl Yönetimi’nin basını itham etmek yerine kamuoyuna şeffaflıkla vermesi gereken çok daha hayati yanıtlar var:

– İl Başkanı’nın bizzat Bodrumlu olduğu bir tabloda, kendi ilçesinde 2 ayı aşkın süredir ilçe başkanının atanamıyor olmasının asıl sebebi nedir? 

– Son yerel seçimlerde kendi mevcut belediye başkanı partisinden olmasına rağmen 23 aday adayı çıkaran, siyasi dinamiği bu kadar yüksek bir ilçede bugün koltuğa tek bir kişinin bile talip olmaması neyle açıklanabilir? 

– Bu durum, parti içinde yaşanan derin bir krizin mi, yoksa Muğla için seçilen mevcut ekibin şehirde zerre kadar kabul görmemesinin mi sonucudur?

Dahası var (kulislerde yüksek sesle dile getirilen, henüz resmî yalanlaması gelmeyen iddialar): 

Büyükşehir Belediye Başkanı ile yıldızı barışmayan hiçbir ismin il veya ilçe yönetimlerinde kabul görmediği, isimlerin tek tek veto edildiği yönündeki iddialar doğru mudur? 

Belediyeyi kim yönetiyor sorusunun yanına CHP il yönetiminde son  karar kimin ? Sorusunu da sormaya başladı saha.

Suskunluk sarmalı sadece atamalarda yaşanmıyor. Şehirde belediye işçilerinin sendika eylemleri yankılanırken, “özgür iradeye müdahale” çığlıkları yükselirken, işçilerin sesine ses veren isimler olarak Hasan Balı ve Mehmet Kubilay Özcan dikkat çekiyor. CHP İl Başkanlığı “tepki versem mi vermesem mi” diye beklerken, son il kongresinde adaylıktan son anda çekilen bu isimlerin partide boşluk doldurmaya çalışan profili bir yönetim zafiyeti değil de nedir?

CHP İl Başkanlığı’na ulaşan işçilerin açıklama beklerken “belediye ile konuştuk, size baskı yapmayacaklar, olayı büyütmeyelim” yanıtını aldığı yönündeki iddialar doğru mudur? 

Gazeteciler, sosyal medya fenomenleri ve Muğlalılar işçilerin sesine ses verdikten sonra, son sırada assolist edasıyla süzülüp gündeme düşen “Bir emekçinin siyasi kimliği ile ekmeği arasında tercih yapmaya zorlanması asla kabul edilemez” açıklaması da neyin nesidir? 

Önce “belediye ile konuştuk, susalım.” Sonra “böyle yönetemiyoruz, bari açıklama yapalım.” Hangi arafta kaldınız, açıklar mısınız? Belediyedeki işçiye arka çıkmak için neyi beklediniz?

Başkan Halil Karahan, koltuğa oturduğu ilk gün büyük bir iddiayla demişti: 

“Cumhuriyet Halk Partisi ilelebet payidar kalacak. Partimizi akıl ve vicdanla yöneteceğiz.”

Şimdi soruyorum: 

Bodrum gibi stratejik bir kaleyi aylarca başkansız bırakıp kriz üstüne kriz yaratmak… Bu işin “akıl” kısmı mıdır? 

Parti içindeki gruplaşmalarda, belediye yönetimiyle uzlaşamayan isimlerin tırpanlanmasına göz yummak, hataların faturasını yalanlamalarla basına kesmek… Bu işin “vicdan” boyutu mudur?

Eğer mevcut il yönetimi, CHP’nin kalesi diye anılan Muğla’da kendi örgütünü bu kadar zamanda toparlayamıyor, adaylarını dahi belirleyemiyor ve şehrin dinamiklerine yenik düşüyorsa; kulislerde yüksek sesle dile getirildiği gibi, partinin önünü açmak adına istifa müessesesini çalıştırmayı düşünüyor mu?

Akıl ve vicdan, bazen nerede durulması gerektiğini bilmektir.   

Bu arada;

MUPA, MUSKİ, MKS, MUTTAŞ ile ilgili sorularımız da cevapsız duruyor. Nereden isterseniz oradan başlayabilirsiniz. 

Haydi selametle…

Yayınlama: 28.08.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.