Görüntü Otel Odasından Onu Anladık Peki  Kasti Körlük Nereden?

Bir otel odasından sızan görüntüler, bir masada patlayan skandallar, havada uçuşan iddialar…

Sahne hep aynı, sadece oyuncular değişiyor. Biz ise yine o meşhur sorunun etrafında dönüp duruyoruz: Bu nasıl olur?

Aslında soru yanlış. Soru; “Bu nasıl olur?” değil, “Bu kişi oraya nasıl gelir?” olmalı.

Bir isim; aday listesinin başına bir sabah uyanıp kendi başına oturmadı. Birileri o ismi önerdi, birileri “Bu bizi temsil eder” dedi. Peki, o skandal patladığında o “birileri” nerede?

Mağduriyet Zırhı ve Pişkin Savunma Peşinde!

Hemen bir kalkan yükseliyor: “Bu bir operasyon! Bu özel hayata saldırı!” Gözlerimizi kaçırmamızı istedikleri yer tam burası. Kimse kusura bakmasın; bir siyasetçinin, bir temsilcinin “karakter açığı” bir operasyona bu kadar müsaitse, asıl operasyonu o ismi oraya koyanlar halka yapmıştır.

Parti yetkilileri çıkıp “komplo” edebiyatı yaparken şu sorudan kaçıyorlar: Siz bu adamı/kadını hangi elekten geçirdiniz? Liyakat, partinin kapısından içeri girerken vestiyere mi bırakıldı? Karakter analizi sadece “Bize ne kadar sadık?” sorusuna mı indirgendi? Eğer öyleyse, bugün yaptığınız savunma bir “hak arayışı” değil, bir “suç ortaklığıdır.”

Medya: Soru Sormayı Unutan Kamu Vicdanı

Peki ya medya? Asıl sarsıcı olan, “gazeteci” sıfatıyla o koltuklarda oturanların hali. Gerçek soruları sormak yerine, servis edilen “mağduriyet senaryosuna” dublaj yapıyorlar.

* “Neden servis edildi?” diye soruyorlar ama “İçeride ne yaşandı?” demiyorlar.

* “Kim sızdırdı?” diye bağırıyorlar ama “Bu isim neden seçildi?” diye sormuyorlar.

Sorumluyu sorgulamak yerine, sorumluluğu buharlaştıran bir medya, demokrasinin bekçisi değil, skandalın perdesidir. Kusura bakma ama hiç  üzgün değilim be Leyla! Ama bu şekilde temsil edilmeye itirazım var belli ki…

Özür Dilemek Bu Kadar mı Zor?

Türk siyasetinde en az bulunan cevher nedir bilir misiniz?

Hesap verme sorumluluğu!

Bir hata yapıldığında; “Biz burada yanıldık, bu ismi seçerken hata ettik, Türk milletinden özür dileriz” cümlesini duyamıyoruz. Onun yerine; hatayı savunma, gerekçelendirme ve normalleştirme refleksi devreye giriyor. Seçmene ise “Siz anlamazsınız, oyun büyük” deniyor.

Hayır, oyun büyük falan değil. Mesele çok basit: Ya öngörülemiyor ya da umursanmıyor. Her iki ihtimal de felaket.

Sandıktaki Önümüze Gelen  İsimler Kimin Eseri?

Bugün kendimize sormamız gereken en sarsıcı soru şudur: Biz gerçekten temsilcilerimizi mi seçiyoruz, yoksa önümüze konulan kısıtlı seçenekler arasında tercih yaptığımızı mı sanıyoruz?

Eğer ikinciyse, sorun sandıkta değil; sandığa gelene kadar kurulan o görünmeyen kulislerde, o sessiz listelerde ve o listeleri yapanların pişkin sessizliğinde.

Unutmayın: Bir yanlıştan daha tehlikeli olan şey, o yanlışın kurumsallaşması ve medya eliyle “normal” diye yutturulmaya çalışılmasıdır.

Ama hepimiz biliriz:

 Vitrindeki mal defoluysa, suç müşterinin değil, onu oraya “kalite kontrol yapmadan” koyan dükkan sahibinindir.

Haydi selametle…

Yayınlama: 28.03.2026
A+
A-
REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.