Tabii ki akıl tutulması bir manşet bu. Başvurular için kimse belediyeye koşmasın, rica ederim.
Keşke dün gelen haberler ve videolar da bu başlık kadar gerçek dışı olsaydı. Ama değildi.
Çocukların isyanı gerçekti.
Havuzları kapatıldığı için amfi tiyatroya götürülen çocuklar gerçekti.
Oradan da çıkarılan, ülkesini yüzmede temsil etmek isteyen, madalya hayali kuran evlatlarımız gerçekti.
Onlar hayallerinin peşinde koşarken, birilerinin “liyakatsizliği dışa vurma ” saatine denk gelmiş olmalı. Bilmiyorum başka izahı var mı? Biz mizaha yürüdük!
Bravo. Vallahi bravo. Ayakta alkışlıyoruz.
Üç tarafı denizle çevrili bir yerde, çocuklara yüzecek bir metrekare alan bırakmamak…
Bu, sıradan bir beceri değil.
Bu, gerçekten “ileri seviye belediyecilik” gerektirir.
Henüz böyle bir başarıya verilecek plaket icat edilmedi. Ama edilirse, adres belli.
Belediyelerin Muğla’da suyla ilişkisi zaten uzun süredir problemli. Su olsa dert olmasa dert! Yağmur yağsa külfet yağmasa külfet! Bir yağmur bereket duasına çıkamıyoruz, korkusuz… İçimizde bir huzursuzluk ya bir yeri su basarsa. Yağmura adres vereceğiz gitsin barajın üstüne yağsın. O haldeyiz!
Daha bu yıl, selde gencecik bir evladını kaybeden bir ilçe olarak manşetlere çıktık.
Sorular soruldu: İhmal var mıydı? Önlem yeterli miydi?
Cevaplar… su gibi akıp gitti.
Neyse konumuza dönelim…
Gazeteci yazar Demet Kızıl’ın aktardıklarından anlıyoruz ki; havuz iki yıldır can çekişiyormuş.
Şikayetler gelmiş. Sorunlar büyümüş.
Peki ne yapılmış?
Beklenmiş.
Biriktirilmiş.
Adeta sorunlar çay gibi demlenmeye bırakılmış.
Sonra bir sabah…
“Hop!”
Kilit.
Ve böylece sorun çözülmedi ama ortadan kaldırıldı.
Nasıl mı? Kapıyı kapatarak.
Kriz yönetimi dediğimiz şey de bu olsa gerek:
Bekle.
Sessiz kal.
“Belki çok tepki gelmez” diye umut et.
Tedbirsiz tevekkül…
Acaba Marmaris’in yeni yönetim modeli mi?
Şimdi sormak gerekiyor:
Siz tam olarak ne yapıyorsunuz?
Deniz mi? Her yaz biraz daha kirleniyor.
Sel mi? Tedbirler o kadar hızlı alınıyor ki, gözle göremiyoruz.
Temizlik mi? Sosyal medyada dolaşan çöp görüntüleri artık kartpostal niyetine paylaşılıyor.
Ama biz yine de nezaketi elden bırakmayalım:
Nasılsınız? İyi misiniz?
Kusura bakmayın, sesinizi pek duyamıyoruz.
Çünkü o kilit vurulan havuzun önünde, sabahın köründe “antrenman” diye bağıran çocukların sesi kulaklarımızı dolduruyor.
Onlar kulaç atmak isterken, bir yönetim zafiyetiyle boğuşuyorlar.
Bizden söylemesi:
Denizi koruyamadınız.
Seli durduramadınız.
Bari çocukların bir avuç suyuna dokunmasaydınız.
İnsan merak ediyor:
Hiç mi biri çıkıp “Otellerle konuşalım, alternatif bulalım” demedi?
Hiç mi “Bu çocuklar milli sporcu adayı” diyen olmadı? “Takvimleri belli bugün havuz kapatılamaz” cümlesi belediyede hiç kurulmadı mı?
Bir B planınız var mı?
Yoksa planınız baştan beri sessizlik miydi?
Veliler açık açık söylüyor:
Milli takım seçmeleri kapıda. Türkiye finalleri çok yakın.
Ama çocuklarımız antrenman yapamıyor.
Zamanlama mı?
O da ayrıca manidar. Rakipler kafaları rahat havuzda, bizim çocuklar kapıda! Veliler buna nasıl sessiz kalsın…
“Durdun durdun, arefeyi mi buldun?” demeyelim mi şimdi?
Eğer çözüm üretmekte zorlanıyorsanız, bir öneri:
Serkan Yazıcı gibi isimler bu konuda kapı kapatmaz, yol açar.
Çünkü bazı insanlar bilir:
Bir çocuğun hayali, bir tesisin kilidinden daha değerlidir.
Ve şundan da eminim:
Bu şehirde turizmciler, sporcuları ortada bırakmazdı.
Yeter ki birileri çözüm aramayı istesin.
Asıl mesele zaten burada:
Bu durumun yaşanması değil, bu noktaya getirilmesi.
Nasıl başardınız, gerçekten insan merak ediyor.
Sabah 06:00’da o havuza kim girecek?
Biz değiliz.
Turistler değil.
O saatte orada olan tek grup var:
Hayali olan çocuklar.
Ben bir otel müşterisi olsam, o çocukları izlemekten gurur duyarım.
Onların antrenmanını beklemekten keyif alırım. 16 Mayıs’a kadar Marmaris’e hele şu savaş ikliminde kaç kişi gelecek belli mi? Bir havuz boşa çıkmaz mı sahiden?
Ama bunlar bizim sorularımız…
Siz maalesef beyin fırtınası yerine akıl tutulmasını seçerek çocuklar için en sorunsuz geçmesi gereken anlara kilit vurmayı seçtiniz!
Soruyorum: Neden?
Haydi selametle…
