Yerin Altında Çıplak, Yerin Üstünde Kimsesiz: Madencinin Mahcubiyeti Kimin Vebali?

Bazı görüntüler vardır, insanın göğüs kafesine bir taş gibi oturur. Daha birkaç gün önce 23 Nisan’ı kutladık. Şehirler süslendi, şarkılar söylendi… Ama Ankara’nın ortasında, soğuk betonun üzerinde babalarına sarılıp ağlayan çocukların gözyaşları, bayram neşesini boğazımıza dizdi. Kendi bayramında, babasının hakkı için döktüğü o yaşlar; sadece o çocukların değil, hepimizin utancıdır.

Bugün bir kesim bu çığlığı kendi siyasi emellerine yontuyor, bir kesim “aman susalım, ilişkilerimiz bozulmasın” diyor; hepsini görüyoruz, takip ediyoruz.

Tüm bu olanlar ile birlikte  bugün kendi kardeşinin ahına sağır kalanlar, yarın hangi yüzle kendi acılarını kime anlatacaklar? sorusu da kaplıyor yüreğimizi. Yarını iyi düşünmek, o vicdan muhasebesini bugünden yapmak lazım. Bizden söylemesi…

Pabuçların Dama Atılma Vakti Gelmedi mi?

Bugün 25 Nisan 2026. Ankara Kurtuluş Parkı’nda, bir yanına evladının gözyaşını, diğer yanına beş aylık emeğinin sızısını alan madenciler hala bekliyor. Çalışma Bakanlığımız bir miktar ödeme yapıldığını, kalanının ise haftaya ödeneceğini duyurdu. Ancak madencinin cevabı kısa ve net: “Söze karnımız tok!”

Şimdi soralım; haksızlar mı? Bu insanların hakkını alabilmesi için Eskişehir’den Ankara’ya yürümesi mi gerekiyordu? Dokuz gün boyunca açlığa yatıp, bedenlerini ölüme siper etmeleri mi lazımdı? Bir işçinin, mesaisini günü gününe doldurması, hakkını alması için yetmiyor mu?

Mesele Rakam Değil, Mevzu Vebal!

Burada mesele sadece banka hesaplarına yatan rakamlar değil. Mevzu, bir daha asla bu vebale girilmemesini sağlayacak o sarsılmaz güvenceyi inşa etmek. “Haftaya ödeyeceğiz” demek, beş ay boyunca ekmeksiz kalan bir babanın yarasına merhem olmaya yetmez. Yarın ocağa döndüklerinde, bir beş ay daha mı bekleyecekler? Çalışma şartlarının güvence altına alınması ve maaşların günü gününe ödeneceğine dair verilen sözün “senet” hükmünde olması gerekmez mi?

Ahilikten Gelen Adalet: Pabuç Dama Atılmalı

Bizim medeniyetimizde iş ahlakı, sadece kâr-zarar hesabı değildir. Ahilik sisteminde, işini doğru yapmayan, kul hakkı yiyen esnafın, işverenin “pabucu dama atılırdı.” Yani o kişi toplumdan dışlanır, ticareti sonlandırılırdı.

Şimdi biz, işçisine hakkını vermeyen, onları çocuklarının bayramında gözü yaşlı bırakan işvereni hangi teraziye koyacağız?

 İşçiye hakkını vermemenin, onu çaresiz bırakmanın hukukta ve vicdanda çok sert bir yaptırımı olması gerekmez mi?

Bu bir ricacı olma meselesi değil, adaletin tecelli etmesi meselesidir.

Devletimiz Çığlığımızı Duyacaktır

Bizim devletimize güvenimiz tamdır. Devlet-millet el ele her türlü zorluğu aşmış bir gelenekten geliyoruz. İnanıyoruz ki, bu yardım çığlığı Ankara’nın koridorlarında sadece bir “istatistik” olarak kalmayacak, bir “baba” şefkatiyle karşılık bulacaktır. Siyasetin karalama kampanyalarına malzeme vermeden, ama milletin yaralı vicdanını da unutmadan; hiçbir can kaybı yaşanmadan gereğinin yapılmasını bekliyoruz.

“İşini en iyi yapan vatanını en çok sevendir” diyorsak; işini en zor şartlarda, yerin yedi kat dibinde yapan madenciye borcumuz, vatan borcudur. Ocağı sönen sadece madenci değildir; adaletin sustuğu yerde, hepimizin evi karanlığa mahkûmdur.

Madencinin, işçinin, emekçinin her zaman yanındayız!

Haydi selametle…

Yayınlama: 25.04.2026
A+
A-
REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.