2 Milyarlık Borsa Vurgunu İddiaları Kamuda  İnsaf ve Vicdan Terazisinin   Neresinde?

Eskiler, bir yapının dayanıklılığını anlamak için temeline değil, üst kattakilerin hareketine bakarlardı.

Sayın Cumhurbaşkanı da vaktizamanında kamu yönetiminin o pek hassas dengesini tarif ederken hikmetli bir söz etmişti:

“Hırsızlık babadan evlada değil, yönetimlerde üst yöneticilerden alt yöneticilere geçer.”

Neresinden baksanız, idari bilimler fakültelerinde ders diye okutulacak kadar berrak bir tespit.

Gelgelelim zamanın böyle muzip bir huyu var; dönüp dolaşıyor, en emin kelamları bile sahibinin kapısına şık bir hediye paketi gibi bırakıveriyor.

Bugünlerde kamuoyunun önünde seyrine doyum olmaz bir borsa ve finans tartışması yaşanıyor.

Sahnenin parlayan yıldızları ise tanıdık: Eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız Sayın Fatma Betül Sayan Kaya ve muhterem ailesi.

İddiaların büyüklüğü o kadar zarif bir rakama ulaşıyor ki —yaklaşık 2 milyar 70 milyon TL— insan ister istemez matematiğin ve nezaketin sınırlarını zorlarken buluyor kendini.

Gelin, rakamların soğuk yüzünü bir kenara bırakıp işin “insaf” tarafına bakalım.

Rakamın Hayattaki Gerçek  Karşılığı

2 milyar 70 milyon TL!

Öyle basit bir telaffuz mu? Bu kadar cansız bu kadar ruhsuz mu ?

Haydi gelin…

Rakamı biraz insan hayatına çevirelim.

Bir çocuğun okulda bir öğününü 200 lira kabul edelim.

Bu para, 10 milyon 350 bin çocuğun bir öğle yemeği demek!

Ya da yaklaşık 100 bin çocuğun 100 okul günü boyunca okulda bir öğün yemek yiyebilmesi demek!

Hani şu beslenme çantasına ne koyacağını düşünen  ve okul musluğuna eğilip karnını suyla doldurmaya çabalayan  vatan evlatları var ya…

Sayısını eski bakan da yeni bakan da çok net bilir!

Matematik acımasız!Bazen insana rakamdan daha fazlasını anlatıyor.

Bir de aile tarafından bakalım.

2026’nın net asgari ücreti üzerinden hesaplandığında, 2 milyar 70 milyon TL: Yaklaşık 73 bin 700 aileye bir aylık net asgari ücret tutarında ek gelir sağlayabilecek büyüklükte.

Yani bir tarafta çocuğunun öğle yemeğini düşünen 100 bin aile…

Diğer tarafta bir aylık maaş kadar nefes alabilecek 73 bin 700 aile…

İşte 2 milyar 70 milyon liranın, bir borsa ekranındaki rakam olmaktan çıkıp toplumun hayatındaki karşılığı böyle.

Ve insan ister istemez soruyor:

Bir ülkede bu paranın büyüklüğünü bilenler, aynı ülkenin yoksulluk rakamlarını da biliyorlarsa; insanın aklına önce yatırım mı gelir, insaf mı?

Biraz da Sosyal Politika Penceresinden…

Şimdi, hanımefendinin geçmişte icra ettiği makama hürmeten meseleye biraz “sosyal politika” penceresinden bakalım.

Bir ülkede Aile Bakanlığı koltuğuna oturmak, takdir edersiniz ki sıradan bir memuriyet değildir.

O makamın sakini; hangi mahallede tencerenin kaynamadığını, kaç çocuğun okula beslenme çantasına yalnızca hayallerini koyarak gittiğini, hangi emeklinin pazar tezgâhının kapanış saatini beklediğini en ince ayrıntısıyla, dosya dosya bilen kişidir.

Ülkenin “yoksulluk haritası” önünde açıktır.

Dolayısıyla insanın aklına şu zarif soru takılmadan edemiyor:

Akşamları yatağa karnı kazınarak giren binlerce evladın çetelesini tutmuş bir bürokrat, borsa ekranındaki rakamları görünce “Meğer memlekette ne çok imkân varmış, azıcık da biz faydalanalım” diye mi düşünür?

Yoksa bakanlık görevini, ülkedeki tüm ihtiyaçların giderildiğine dair mutlu bir “misyon tamamlandı” işareti olarak mı kabul etmiştir?

Elbette mesele, bir kişinin yatırım yapıp yapmaması değildir.

Mesele, kamu görevi ile özel ekonomik faaliyet arasındaki sınırların nasıl korunduğudur.

Mesele, denetimin nasıl yapıldığıdır.

Mesele, kamuya duyulan güvenin nasıl korunacağıdır.

Çünkü kamu görevi, yalnızca bir makamın sorumluluğunu değil, o makama duyulan güvenin yükünü de taşır.

Görevden Affedilmek, Tüm Bunları Sıfırlar mı?

Dalaman’daki imar iddialarından akademi kulislerine, oradan da borsa tahtalarına uzanan bu çok yönlü tablo; kuşkusuz yalnızca kişiler üzerinden okunacak bir mesele değildir.

Kurumsal zırhları, denetim mekanizmalarını ve kamu adına hesap sorma sorumluluğunu da konuşmak gerekir.

Denetim mekanizmaları öyle kibar, öyle halden anlar hâle getirilmiş ki; usulsüzlük iddiaları dağ gibi yığılmadan kimse kimseyi rahatsız etmek istemiyor.

Nihayetinde mesele halının altına sığmayacak kadar kabardığında ise son derece şık bir yöntem devreye giriyor:

“Görevden affını istemek.”

Peki görevden ayrılmak, görevin döneminde doğmuş soruları da beraberinde götürür mü?

Malvarlığına el konulmasına kadar ilerleyen bir süreçte, kamuoyuna düşen pay yalnızca “görevden affedildi” cümlesini okumak mıdır?

Bir koltuktan kalkmak, kamuoyunun zihnindeki bütün soruları da beraberinde kaldırıyor mu?

Bir görev değişikliği, mevcutta kamuya yansıyan  iddiaları kendiliğinden ortadan kaldırıyor mu?

Bir siyasi veya idari tasarruf, kamu adına tutulması gereken hesabı sıfırlıyor mu?

İşte burada Sayın Cumhurbaşkanı’nın o meşhur cümlesi yeniden zihnimizi kurcalıyor.

Üst yöneticilerden alt yöneticilere el birliğiyle devredilen şeyin ne olduğu artık bir sır değil.

Ancak asıl soru şu:

Bir af mektubuyla veya koltuk değişimiyle aklanan şeyler arasında, o akşam yatağa aç giren çocukların hakkı ve bu toplumun zedelenen adalet duygusu da var mı?

Biz yine de zorlansak da nezaketimizi bozmayalım!

Zira hanımefendi yalnız değil! Sayıları fon iddialarına yansıyan rakamlara bakınca hayli fazla…”Ülkede fakirlik değil ahlaksızlık var” diyenleri de haklı çıkarır boyutta!

Sözü daha fazla uzatıp kimsenin huzurunu kaçırmayalım.

Zira bazı hesaplar borsa tahtalarında kapatılsa da, bu milletin vicdan tahtasında tutulan defterler hiçbir zaman sıfırlanmaz.

Dini bütün dostların dediği gibi “kulun hakkını kul unutsa Yaradan unutmaz! Affı mümkün olmayan tek günah kul hakkı!”

Sıfırlayamadığınız Tek Şey: İnsaf!

Bazı hesaplar finans ekranlarında kapanabilir.

Bazı görevler istifalarla bitebilir.

Bazı makamlar boşalabilir.

Ama kamu vicdanında açılan hesabın sıfırlama tuşu yoktur.

Çünkü sıfırlayamadığınız tek şey, insaftır.

Hani diyorsunuz ya:

“Muhalefeti sert, iktidarı yumuşak eleştiriyorsunuz.”

Mesele sertlik ya da yumuşaklık dengesi değil; hakikatin ağırlığıdır.

Hakikat yeterince ağır olduğunda, onu süslü veya nazik bir tepside sunmak etkisini azaltmaz.

Aksine, hazmını imkânsız hâle getirir.

Bu yazı kolay yazıldı, kolay da okunur…

Peki sizce;

Bu yazının içerdiği vebalin hazmı kişi için boş ver ,  toplum için kolay mıdır?

Haydi selametle…

Yayınlama: 28.09.2026
A+
A-
REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.