Muğla’da siyasetçiler ile halkın gündemi birbirini tutmuyor. Medya, siyaset ilişkisi de bu ara maalesef şikâyet makamında yükseliyor. Hal böyle olunca halkın sorunlarına kim çözüm üretecek? Kim halk için çalışacak? Kim aldığı oyun hakkını verecek bilinmez bir girdaba giriyor. Şeffaflık ilkesinin selasının çoktan okunduğu Muğla’da şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkesinin hakkını veren makamların sayısı da eriyor. Ancak siyaseti makam sahiplerine bırakalım. Biz asilin yaşadıklarına bakalım…
Menteşe Akbük…
Otopark 300 TL, halk plajı ise mikroskobik. Peki biz nereye gideceğiz? Kıyılar gerçekten kimin? Anayasa hâlâ yürürlükte mi yoksa özel mülk gibi mi davranılıyor?
Muğla kıyılarında tatil yapmak istediniz diyelim. Bir aile olarak serin sulara kavuşmak istiyorsunuz.
Peki size soralım:
Arabanızı park etmek için 300 TL ödemeniz gerekiyorsa, bu hâlâ kamu hizmeti midir?
Bir litrelik su 80 TL, tuvalet ücreti 40 TL ise, bu plaj halk plajı mıdır yoksa lüks bir tatil köyü mü?
Bir tabak patates cipsine 320 TL isteyen bir işletmeyle, halk arasında nasıl bir bağ kurulabilir?
Ve daha can alıcısı:
Bu fiyatlara mahkûm edilen halk, kendi ülkesinde misafir mi?
Peki ya o çok konuşulan halka ayrılan bölüm yani “halk plajları”?
Neden plajın en ücra köşesinde, güneşin altında, gölgelikten uzak birkaç metrekareye sıkıştırılıyor halk?
Bu alanların adı “halk plajı” ama içeriği nedir? Bu daracık alan, kime ne anlatıyor?
Sorular burada bitmiyor. Çünkü cevaplar hâlâ ortada yok!
Anayasa’nın 43. maddesi hâlâ yürürlükte değil mi?
“Kıyılar, devletin hüküm ve tasarrufu altındadır ve halkın eşit kullanımına açıktır” demiyor mu?
O halde bu halk neden locaya girmeden denize giremiyor?
Şezlong kiralamadan kumsala adım atamıyorsa, bu ülke ne zaman özel tatil kulübüne döndü?
Ne zaman biz bu kadar sessizleştik?
Ne zaman kıyılarımıza yabancılaştık?
Ama bir yer var ki, tüm bu sorulara yanıt gibi duruyor: Milas Ören Sahili.
Ören’de neden hiçbir giriş ücreti yok?
Neden şezlong dayatması yok?
Neden tuvalet ve duşlar ücretsiz?
Neden insanlar burada özgürce denize girip, kendi getirdikleriyle piknik yapabiliyor?
Demek ki neymiş?
İsteyince oluyormuş.
Belediye halkı düşününce çözüm bulunuyormuş.
Halk da sahiplendi mi, sahil temiz kalıyormuş.
Çöp kovaları yerli yerinde. İnsanlar duyarlı. Hizmet uygun.
Ve en önemlisi: Kimse dışlanmıyor.
Çünkü Ören’de halk var. Gerçekten var.
Şimdi buradan seslenmek gerekiyor:
Muğla’nın diğer belediyeleri, neden Ören’i örnek almıyor?
Menteşe Akbük’te 300 TL otopark parası alanlar, hiç mi aynaya bakmıyor? Tarım ve Orman Bakanlığı hangi hakla hazineye ait zeytinlik alanı özel bir firmaya kiralama hakkını tanıyor? Bu işin içinde siyaset varsa bu siyaset halk için mi bir zümreyi zenginleştirmek için mi devrede?
80 TL’lik bir litrelik suyu, 320 TL’lik bir patatesi “normal” sayanlar, bu ülkenin gelir düzeyini bilmiyor mu?
Ve sevgili halkımıza da sormak gerekmez mi?
“Kıyılar halkındır” diyoruz ama bu hakkımıza gerçekten sahip çıkıyor muyuz?
Her yaz bu fiyatlara razı geldikçe, biz de bu düzenin suç ortağı olmuyor muyuz?
Tepki göstermedikçe, hesabını sormadıkça, yönetenler neden bu düzeni değiştirsin?
Menteşe’de belediye CHP’li, Milas’ta da… Devlet aynı devlet, hükümet aynı hükümet, halk aynı halk…
Ancak, Ören gösteriyor ki başka bir sahil mümkün.
Parası olana değil, vatandaşa ait bir kıyı düzeni kurulabilir.
Çünkü Cumhuriyet sadece bir rejim değil, bir sorumluluk biçimidir.
Milas Belediyesi’ni, Kaymakamlığı’nı ve Ören halkını kutluyorum.
Onlar sadece bir sahili değil, hepimizin hakkını koruyorlar.
Ve biz diğer kıyılarda soruyoruz: Mesela Bodrum’da, Marmaris’te ve Menteşe’de…
Bize yani kendi halkına bu ülkenin kıyılarında neden yer yok?
Haydi selametle…
