Bir Haber Daha Değil, Bir Travma Daha

Habercilik bir zamanlar yalnızca “olanı aktarmak” değildi. Olanı insanı incitmeden, toplumu yaralamadan anlatma sorumluluğuydu. Bugün ise ana haber bültenlerinden yerel dijital sayfalara kadar uzanan geniş bir alanda bu sorumluluğun yerini, ne pahasına olursa olsun “tık alma” yarışı almış durumda.

Sokak ortasında işlenen bir cinayet, bir MOBESE kaydı, bir bıçak darbesi… Artık sadece haberin konusu değil; blursuz, filtresiz, uyarısız şekilde dolaşıma sokulan birer “içerik”. Üstelik çocukların da kolaylıkla ulaşabildiği mecralarda.

Kimse şunu sormuyor:

Bu görüntülere bir çocuk denk geldiğinde ne oluyor?

Çocuk zihni, yetişkinler gibi filtreleyemez. Şiddeti bağlamından koparır, normalleştirir, bazen de taklit eder. Uzmanların yıllardır söylediği bir gerçek var: Sürekli şiddet içeriğine maruz kalan çocuklarda empati azalır, saldırgan davranış eğilimi artar.Şiddet, çözüm yolu gibi kodlanır. Suç, sıradanlaşır. Fail görünür, kurban silikleşir.

Bugün çocuk yaşta suça sürüklenen, şiddete meyilli bireyleri konuşuyorsak; bunun nedenlerini sadece “aile”, “okul” ya da “sokak”ta aramak eksik kalır. Dijital medya da bu tablonun önemli bir parçasıdır. Çünkü çocuklar artık haberleri akşam 7’de, anne babasının yanında izlemiyor. Cebinde taşıyor.

Bizim çocukluğumuzda haberler böyle değildi.

Cinayet anlatılırdı ama gösterilmezdi.

Şiddet konuşulurdu ama teşhir edilmezdi.

Spikerin sesi ağırdı, dili ölçülüydü. “İzleyicilerimizi uyarıyoruz” cümlesi gerçekten bir uyarıydı.

Bugün ise “etik uyarı” çoğu zaman hiç yok; olanlar da formalite. Görüntü, haberin önüne geçiyor. İnsan, rakama indirgeniyor. Yas, reytinge dönüşüyor.

Bir de kimsenin düşünmediği o insanlar var:

Öldürülenin annesi. Kardeşi. Çocuğu.

Belki ilkokul çağında, belki ergenlikte…

Bir gün internette dolaşırken annesinin son anlarına denk gelen bir çocuk. Hem de katil zanlısının baba olduğu ekran. Bunu izlemenin topluma ne faydası var?

Bir annenin evladının son anlarını sizin ekranınızda  izleme ihtimali  bile yüreğinizi kanatmıyor mu sahiden?

Bu ihtimal bile habercinin elini durdurmaya yetmiyorsa, orada bir meslek sorunu değil, insanlık sorunu vardır.

Bu yüzden bugün habercileri önce gazeteci olmaya değil, empati sahibi insan olmaya davet etmek gerekiyor. “Ben bu görüntüyü izlesem ne hissederim?” değil;

“Ben bu insanın çocuğu olsaydım ne olurdu?” sorusunu sormaya.

Toplumsal sorumluluk, haberin hızından daha yavaştır ama etkisi çok daha kalıcıdır. Çünkü çocukları korumayan bir medya, geleceği de korumaz.

Ve belki de artık şunu yüksek sesle söylemenin zamanı gelmiştir:

Her şey haber değildir.

Her görüntü yayınlanmak zorunda değildir.

İnsan hayatı, hiçbir tıklanma sayısından daha değersiz değildir.

Haydi selametle…

Yayınlama: 04.02.2026
A+
A-
REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.