Ablam, Safları Sıklaştıralım: Yeni Parti’de Tüzük Sol, Adımlar Kıble!

Siyasette “merkez” kelimesi yıllardır bir garip hamur gibi çekildikçe çekilir de, bu kez tezgahın üzerindeki malzeme harbi harbi kafaları karıştırdı.

Tüzüğe bakıyorsun; pırıl pırıl bir sosyal demokrasi, cillop gibi bir laiklik, Cumhuriyet değerleri, eşit yurttaşlık… İnsanın okurken içine bir modernleşme, bir aydınlanma ferahlığı doluyor. Sayfaları çevirirken “Hukukun üstünlüğü, din ve devlet işlerinin ayrılığı, inanç özgürlüğü…” maddelerini görüp “Hah” diyorsun, “İşte kağıt üzerinde laiklik pırıl pırıl, her şey tıkırında.”

Sonra bir başını kaldırıp sahadaki propaganda ekranına bakıyorsun:

Gözümüzün önünde canlı yayında alınan bir abdest, hemen ardından cuma namazı vaktine denk getirilen duyuru afişleri, derken Cumartesi programına yerleştirilen Selimiye Camii ziyareti…

İnsan ister istemez durup soruyor: Bir sonraki durak neresi?

Tüzükteki laiklik ilkesi “Herkesin inancı kendine, devlet siyasetine dini karıştırmayız” diye bas bas bağırırken; sahada kameraların önünde alınan abdestle siyasi helallik aranması tam bir ironi şaheseri. Siyaset mühendislerimiz zamanında “6’lı Masa” tecrübesiyle bize stratejik esnekliğin sınırlarını epey öğretmişti ama oradaki durum en azından açık bir konsorsiyumdu. Buradaki hikaye ise epey orijinal bir füzyon mutfağına benziyor: Laiklik soslu, sosyal demokrat tüzüklü, bol abdestli merkez siyaseti menüsü!

Şimdi bu stratejiyi mutfakta pişirenlere sorsan cevap hazır: “Efendim, halkımızla helalleşiyoruz, muhafazakar seçmene ‘biz sizdeniz’ mesajı veriyoruz, tavanı genişletiyoruz.”

İyi de güzel kardeşim; bir elinde laiklik tüzüğü, diğer elinde abdest ibriğiyle dolaşırken gel gel dediğin tarafa ne kadar inandırıcı oluyorsun? Daha önemlisi, arkada seni o laik ve seküler çizginin hatırına takip eden kemik tabana farkında olmadan “Haydi size eyvallah” mesajı gitmiyor mu? Yıllardır senin ilkelere dayalı duruşuna güvenen insan, ekran karşısında “Yahu biz laik bir partinin tüzüğünü mü okuyoruz, yoksa Cuma vaazı mı dinliyoruz?” diye gözlerini ovuşturuyorsa orada ciddi bir iletişim kazası var demektir.

Siyasette toplumun tüm kesimlerine kucak açmak elbette kıymetlidir. Fakat muhafazakar seçmen otantik olanla sırf iki oy kapayım diye kamera karşısında ibadet sergileyen arasındaki farkı şıp diye anlar. Seküler ve laik taban ise ilkesizlik sezdiği an arkasını dönüp gitmeye dünden razıdır.

Anlamak zor; kalabalıktan mı sıkıldı iletişimcileriniz? Yoksa genel başkanın   güvenliği  için alanı mı boşaltıyorlar?

Yani günün sonunda; tüzüğünde laikliği savunup, afişinde Cuma namazına, Cumartesisinde Selimiye’ye göz kırpan bu “arada kalmışlık”, ne o tarafa yaranabilir ne bu tarafa.

Son sözüm tabiki yine  parti iletişimcilerine: Bence Cumartesi Selimiye ile hiç kasmayın, vitesi artırın! Pazar gününe hemen gayrimüslim vatandaşlar için bir kilise ayini yazın, pazartesiye sinagogda mum yakma töreni, salıya da manevi derinliği yüksek toplu bir umre organizasyonu ekleyin. Onun için de  Meryem Ana iyi bir seçenek hayli kapsayıcı…Bütün inançları aynı potada eriten bu muazzam kapsayıcılıkla oyları patlatmanız işten bile değil!

Ha, tüzükteki o “laiklik ve seküler devlet” maddesi ne olacak derseniz… Onu da bir ara cami avlusuyla kilise bahçesi arasında bir yerlerde çay içerken güncellersiniz, olur biter!

Haydi selametle…

Yayınlama: 05.09.2026
A+
A-
REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.