Kısaca: İki taraf birden terk etti, biri pompayı çalıştırıyor, öteki fişi çekmiş izliyor.
Bir taraf var, her sabah kalkıp bugün nasıl yönetsem algıyı diye düşünüyor. Neden? Çünkü meydan boş. Geçen gün mesela gözünü açar açmaz “168 bin 425 metre yol yaptık” diye mesaj attı. Rüyasında görmüş zaar..
168 kilometre içlerine sinmemiş belli, metre daha entel duruyor.
Yarın öbür gün “16 trilyon 842 milyar santimetre asfalt serdik, Muğla’mız Ay’a yol oldu” derlerse şaşırmayın, alkış bekliyorlar.
Alkışlayan da çok, çünkü karşı taraf koltuğa gömülmüş, “Biz olsak milimetreye kadar sayardık” diye mırıldanıyor.
Bir taraf var, sel vurduktan üç gün sonra koşup gübre dağıtıyor.
Domates akıntıya kapılmış gidiyor, biber kürek çekiyor, bizimkiler “Can suyu verdik!” diye story patlatıyor.
Can suyu dediği 550 litre aminoasitli gübre. Amca torbayı açtı, içinden “Emeklerini bu sene unut. Seneye her şey çok güzel olacak ” notu çıktı.
Derler ki şimdi:” Çiftçiye destek olmak suç mu?” Tabiki değil keşke daha çok destek olsanız ama mesela sel sonrası elimize gübre alıp geçmiş olsuna gittik demeseniz.
“Önlem” diye bir kelime sözlüklerinden silinmiş, yerine “çok üzgünüz geçmiş olsun ” yazmışlar.
Bir taraf var, MUSKİ’de fatura uzaya çıktı diye “Müjde! 4 taksit yaptık” manşeti ile reklam çeviriyor.
Yani senin paranı 4’e bölüp yine senden alıyorlar, ama sanırsın bayram harçlığı dağıtıyorlar.
Eskiden devlet su getirirdi, şimdi taksit getiriyor.
Helal olsun, faizsiz kredi gibi… değil, faizsiz taksitle fatura ödeme dönemi.
Peki karşı taraf, yani yereldeki muhalefet nerede?
Ne zaman vardı ki? Kayıp.
Ararsan nerede dersen:
Sessizlik Vadisi’nde, arada koltuk değişimi için ses yükselir. Sonra aynı tas aynı hamam.
Acaba diyorum bu algının mucidi kendileri olduğu için mi bu sessizlik. “Bak yahu
20 yıl boyunca aynı bu şarkıyı biz söyledik. Ne güzel artık onlar da söylüyor bizim bu şarkı” mı diyorlar bilinmez. Bildiğim şey şu; sessizlik acabaları besler büyütür.
“Köprüyü biz yaptık, hastaneyi biz yaptık, krediyi biz verdik.”
Öyle ki geçiş garantili köprüye “bedava” bile dedik…
Şimdi aynı şarkı herkesin dilinde: Olsa olsa gıpta ile bakarız, ne denebilir ki bu işe?
Sahiden ne desinler “Usta bu bizim şarkı, telif isteriz” mi?
Netice:
Bir taraf “metre” diye şişiriyor,
öteki taraf “iyi düşünmüşler” diye susuyor.
Gübre torbası havada uçuşuyor, taksit ilanı duvarlarda, sel suyu sokaklarda.
Muğla’yı algı seline terk edenlere halk da yeni bir şarkı ile sesleniyor:
Nerede? Nerede? Nerede?
Şeffaflık? Halkçılık nerede?
Nerede? Nerede? Nerede ?
Kalınır mı halktan uzak ellerde?
Kısacası,
selde yüzen halkın emeği,
taksitle ya da peşin ödeyen de halkın kendisi.
Temsilci diye sahneye sürdüğü isimlerin mikrofonu alıp aynı şarkıyı söylemesine artık yeter diyen de halk.
Peki dedirten kim?
Kuru kalmaya çalışan değil, artık gülmeye dermanı kalmayan yurttaşların imzası var bu yazıda…
Yazana değil yazdırana bakmayı dene sen de ara sıra…
Haydi selametle…
