Muğla’da her yoğun yağış, yurttaş için bir kabusa dönüşüyor. “Evimi su basar mı?” kaygısıyla uyuyamayanlar, evi su bastığı için yardım çağrısı yapanlar, serası ya da işyeri sular altında kalarak maddi kayıp yaşayanlar… Ve şimdi bu tabloya, babasının evinden çıkıp ulaşacağı yere varmaya çalışırken sele kapılan bir belediye işçisinin ölüm haberi eklendi. Yıllardır uyarılan altyapı sorunları, toplanmayan yağmur suları ve görmezden gelinen riskler; doğa olaylarını önlenebilir kayıplar olmaktan çıkarıp, yerine konulamaz acılara dönüştürdü.
Marmaris’te dün gece dereler taştı, yollar göle döndü. Marmaris Belediyesi Temizlik İşleri personeli Zekeriya Şahin, yağmurlu havada babasının evinden çıkıp gideceği yere ulaşmaya çalışırken sele kapıldı ve yaşamını yitirdi.
Bu yaşananı yalnızca “şiddetli yağış” başlığıyla geçmek, gerçeğin önemli bir kısmını görmezden gelmek olur.
Çünkü bu bir sel haberi değil.
Bu, yıllardır uyarılan bir riskin gerçekleşmesidir.
Muğla’da, Marmaris’te, Bodrum’da; hangi bölgelerin her yoğun yağışta sorun yaşadığı, hangi altyapıların yetersiz kaldığı, yağmur suyunun neden toplanamadığı uzun süredir biliniyor. Bu konular sadece bugün konuşulmadı. Yerel basında, sahada yaşayan yurttaşların anlatımlarında ve teknik uyarılarda defalarca gündeme geldi.
Bir yanda “evinize taşıyabilecek kadar su yok” dendi yurttaşa, aynı yurttaş sokağında patlayan borudan tazyikle çıkan suyu gördü. Su saatlerce sokağa, yola, denize akarken! Biz de yazdık! Kaç yazı, kaç haber derseniz inanın sayısını unuttuk!
Haberlerde, yazılarda, çalıştaylarda “Yağmur suyunu toplamayı öğrenmek zorundayız” denildi.
“Bu şehirler hem susuzluk hem sel yaşıyorsa, burada bir planlama sorunu vardır” dendi. Kim dinledi?
Bugün yaşanan kayıp, doğanın beklenmedik bir davranışının sonucu değildir.
Öngörülebilir risklerin yeterince azaltılamamış olmasının acı bir son gelinen noktasıdır.
Daha önce ben de sordum, sorguladım. Meteoroloji turuncu alarm vermişken “neden il dışındaydınız” diye takıldım şehri yönetenlere. Bugünden sonra herkes serbest! Bugün genç bir yurttaşın, bir belediye işçisinin ölümüyle, bu sorunun aslında ne kadar tali olduğunu da acıyla öğrendim. Afet anında nerede olduklarının, hangi fuarda hangi kareye girdiklerinin gerçekten hiçbir önemi yokmuş! Asıl mesele, afet gelmeden önce neler yapıldığı — ya da yapılamadığı!
O yağmur nereden toprağa karışacağını bilseydi, evlere dolar mıydı? Dere yatağına müdahale edilmemiş olsaydı, sokağa savrulup o hızla can alır mıydı? O beton oraya dökülmese, su gidecek yerini bulsa, bir saat yağan yağmur cana ve mala kasteder miydi? Afet anında kimin nerede olduğunu ben artık tartışıyorum. Konu bile etmiyorum. O tartışmanın gereği bir can gitmeden önceydi! Şimdi; ben öncesinde yapmadıklarınızı soruyorum, sorguluyorum.
Kentler büyürken, beton alanlar artarken, doğal su yolları daralırken; yağmurun nereye gideceği sorusu çoğu zaman ikinci plana itildi. Parklarda ağaç yerine beton mermer tercih edilirken, sokaklarda doğal taşlar sökülüp yerine asfalt serilirken, yağmur suyunu yerinde tutacak çözümler yeterince hayata geçirilmedi. “Bütçe yok” denilen alanlar oldu; ancak mevcut bütçeyle ortak akla sorulmadan yapılan bu tercihler uzun vadede çok daha ağır bedeller doğurdu.
Hayatını kaybeden Zekeriya Şahin bir istatistik değildir.
Bir başlık hiç değildir.
Kenti temizlemek için çalışan, yağmurlu günde sokağa çıktığı için vefat eden bir emekçidir. Acısı gerçektir! Kaybı telafisizdir!
Bu nedenle yaşananlar “kader” kelimesiyle geçiştirilemez.
Felaketler kaderle değil, önlemle ilgilidir.
17 Ağustos, 6 Şubat gibi yıkımı bol depremlerden sonra sıkça “unutmadık” denildi.
Ancak hatırlamak, sadece anmakla olmaz.
Hatırlamak, benzer hataların tekrar edilmemesini gerektirir. Önlemin önemini anlamamızı ister.
Bugün Marmaris’te yaşanan, bize bir kez daha şunu söylüyor:
Bu şehirlerin artık yağmurla, suyla, altyapıyla ilişkisini yeniden düşünmesi gerekiyor.
Aksi halde aynı coğrafyada, aynı başlıkları, farklı isimlerle okumaya devam ederiz.
Ve her seferinde “keşke” demek, taziye, geçmiş olsun dileklerini süslü cümleler ile dile getirmek kimseyi hayata döndürmez.
Felaketler anmalarla değil, derslerle anlam kazanır da ders almak için önce dinlemek şartı var! Bu şart bazılarımıza uyar mı bilmem?
Afetlerde kaybettiğimiz canlara rahmet, kalanlara sabır dilerim…
Haydi selametle…
