Efenim selam!
Bugün konumuz: Eğitim, liyakat, kamu kaynakları ve tabii ki bizim her zamanki eksik aktörümüz: Ortak akıl!
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi 2024 Sayıştay raporu yayımlandı. Raporda neler mi var? Efendim, öyle “kırtasiye eksikliği” gibi minik şeyler değil. Bildiğiniz kadro karmaşası, ihale labirenti ve kamu kaynaklarında “Kime ne verildi? Niye verildi? Bu kimdi ya?” sorularının bolca sorulacağı bölümler!
Ve bu raporun ardından, üniversite rektörümüz Prof. Dr. Turhan Kaçar çıktı ve dedi ki:
“Bu kez ‘Rektör Sayıştay raporuna cevap verdi’ başlığını atmayın. Bunu istemiyoruz.”
Peki Hocam. Muhabir ne derseniz onu yazsın ama bu direktifler bana pek uymuyor. Bir cevap verdiyseniz, birileri de bunu yazacak. Yoksa hani şu meşhur aile WhatsApp grubundaki “ben söyledim ama kimse yazmasın” havası oluyor. Gerçi orada bile biri ekran görüntüsü alır, yayar. Diyorum ki: Basın biriminize selamlar. Basın mensupları çoktan mezun oldu. Onlara seslenirken, yolun başındaki öğrencilere hitaptaki üslubu aynı kefeye koymamak güzel olur.
Şimdi konumuza dönelim, üniversitemizde ne oluyor ona bakalım.
Sayıştay raporunu okuyunca anlıyorsun ki: Kadro dolu ama hâlâ geçici görevlendirme yapılıyor.
Yani düşünün; koltuk var, oturan var… Ama “yanına bir sandalye daha çekelim, Ayşe de otursun.”
İki kişi, tek maaşlık işte.
Bu ne tam olarak devlet dairesi sitcom’u falan mı
İhale işlerinde de bir karışıklık varmış. Alınan malzeme şartnameye uygun değil.
Yani sözleşmede “örgü battaniye” yazıyor, gelen ürün “pamuklu şal”.
Güzel kardeşim, devletin parasıyla üç harfli marketlerden kampanyalı ürün mü topluyoruz?
Şaka bir yana, mesele şu:
Devletin parasını harcıyorsan, harcadığın yer belli olacak.
Yaptığın atama, aldığın kalem, koyduğun masa, verdiğin konferans…
Hepsi şeffaf, hepsi belgeli, hepsi sorgulanabilir olacak.
Ama biz neyle uğraşıyoruz?
Rapor hakkında haber yapılırsa başlığı bizim istediğimiz gibi olsunlarla!
Üniversite neydi?
Bilimin yuvası, özgür düşüncenin, sorgulamanın, gelişmenin merkezi.
Ama burada, sorgulanınca kapılar kapanıyor.
Halbuki sorgulamak, akademinin şanıdır.
Bu noktada çözüm?
Geliyor, çünkü bizde çözüm var!
Birincisi:
Liyakatı geri getiriyoruz.
“Amcaoğlu” değil, “alanında yetkin insan” giriyor kadroya.
Koltuğa iki kişi değil, bir kişi oturuyor.
O kişi de işini yapıyor, sonra evine gidiyor. (Karmaşa yok, huzur var.)
İkincisi:
İhalelerde “indirimli değil, kaliteli ürün” alıyoruz.
Bütçeyi denk tutuyoruz.
“Ucuza geldi ama üç günde bozuldu” modeli tarihe karışıyor.
Üçüncüsü:
Medya ile barışıyoruz.
Eleştiriye açık oluyoruz.
“Yazmayın” demek yerine, “biz böyle bir durumla karşılaştık, şöyle çözmeye çalışıyoruz” diyoruz.
İletişim 101.
Ve son olarak:
Bu yazı bir suç duyurusu değil.
Bir linç kampanyası hiç değil.
Ama “memleketin eğitimi için biraz empati, biraz sorumluluk, bolca akıl” çağrısı.
Çünkü biz bu üniversiteleri çocuklarımız okusun diye kurduk.
Daha nitelikli, daha hakkaniyetli, daha parlak bir gelecek için.
Kadro dolu ama sistem boşsa…
İhale yapılıyor ama şeffaflık yoksa…
Cevap veriliyor ama kamuya değilse…
O zaman biz hâlâ yanlış üniversitenin giriş kapısındayız demektir.
İçeri girmek için önce aynaya bakmak lazım.
Haydi selametle…
