Muğla’da “Sosyal Belediyecilik” varmış. Öyle diyorlar. Hatta o kadar çok var ki; görmek için biraz göz kısmak, biraz da gerçeklerle arana “protokol mesafesi” koymak gerekiyor. Malum, bazı şeyler uzaktan bakınca, hele bir de drone kamerasıyla çekilip arkasına fon müziği koyulunca çok daha “sosyal” görünüyor.
Kent Lokantası mı, “Zengin Kalkışı” mı?
Mesela şu meşhur Kent Lokantalarımız… Kapısından girince insanın aklına ilk şu soru geliyor: “Bugün sosyal bir birey miyiz, yoksa ekonomik bir mucize mi?”
İçerideki fiyatlar, dışarıdaki hayat pahalılığıyla pek barışık değil. Ama olsun, dar gelirlinin en büyük hobisi uyum sağlamak, en büyük lüksü ise alışmak değil mi? Eskiden “Aşevi” vardı, ücretsizdi. Şimdi “Kent Lokantası” var, ücretli. Gördünüz mü modernleşmeyi? Yoksulluk aynı yoksulluk, sadece tarifesini güncellediler. Artık fakirleşirken aynı zamanda “müşteri” olma vasfını da kazanıyoruz.
Akşam Pazarında “Hasat” Zamanı
Akşam pazarına uğradınız mı hiç? Hani o tezgâhların toplanıp, umutların yerlere saçıldığı saatlerde… Bir teyze eğiliyor yavaşça. Eğilirken büktüğü sadece beli değil nefsi, haysiyeti, insanlık onuru… Domatesleri tek tek seçiyor; çürüğün sağlam tarafını hesaplayacak kadar ileri matematik biliyor. Ama bu hesabı yapmak zorunda kalmayacağı bir hayatı, ona o süslü seçim beyannamelerinde kimse vaat etmiyor.
O da ne yapsın? Katlanıyor “Torunlar seviyor…” diyor.
Sosyal belediyecilik o sırada nerede? Muhtemelen bir “vizyon belgesi” tanıtımında, “Muğla’nın parlayan yıldızı” konulu bir slayt geçişinde…
Ankara’nın Bozkırı ile Muğla’nın Bahçesi
Bilenler bilir; Ankara’nın hem ayazında hem de yazında o meşhur BELSO kamyonları vardı. Yeni dönemde kaldırılmış. Şimdi yok. Hafızalarda taze! Kızılay’ın ortasında, bozkırın ayazında halka su fiyatına vitamin dağıtırdı belediye. O kamyonların içindeki narenciyenin güneşini biz Ankara’ya uzaklardan Ege’den Akdeniz’den gönderirdik!
Şimdi bakıyoruz; Muğla narenciye deposu, bahçeler portakal-nar dolu. Ama gel gör ki, o dalındaki meyve ile sokağın susuzluğu arasındaki mesafe, belediyenin projeleriyle gerçekler arasındaki mesafeden daha uzun. Belediye, bahçedeki narı, portakalı toplayıp, iki pres makinesiyle halka ulaştıramaz halde. Ankara’nın kamyonlarında şifa dağıtırken bir zamanlar bir belediye yani bu mümkün dedirtmişken birileri bir zamanlar! Bugün hala narenciye deposunun ortasında yurttaş “vitamin eksikliğinden”, üretici ise “meyve bolluğundan” kırılıyor.
Askıda Vicdan Var mı?
“Askıda ekmek var” diyorlar. Doğru. Peki, o askıda biraz da vicdan var mı? Çünkü mesele ekmek bırakmak değil, insanı o askıya el uzatmak zorunda bırakmamak.
Bir meyve suyu fabrikası kurmak, bir halk ekmek fabrikasını hizmete açmak üretimle kalkınmak zor işler tabii… Ama anlatmak kolay: “Projelerimiz var!” Evet, projelerimiz gırla. Bu memlekette en çok üretilen şey proje, en az rastlanan şey ise sonuç. Raflar dosya dolu, sokaklar ise akşam pazarında rızkını arayanlarla…
Velhasılı Dostum,
Sosyal belediyecilik aslında çok basit bir denklem: Bir teyzenin yere eğilmesini engellemek, bir öğrencinin uykusunu gelecek kaygısıyla bölmemek. Ama zor olan şu: Bunu reklam filmi çekmeden, gerçekten istemek.
Şimdi sormak lazım:
Bahçede sahipsizlikten yere düşüp çürüyen o portakalın hesabı mı daha ağır, yoksa bir anneyi fırın kapısında “askıya” bakmaya mahkûm etmenin yükü mü?
Şimdilik bizde manzara sabit:
Askıda ekmek,
Yükte vicdan,
Rafta tozlu projeler,
Sosyal medyada tatlı su belediyeciliği…
Gerçekler mi? Onlar hâlâ akşam pazarında, dökülen tezgâhların arkasında, karanlıkta seçilmeyi bekliyor.
Haydi selametle…
