Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü..
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” diyor..
Biz de onun gözleri ile bugün sulh nerede ona bakmaktan yanayız..
Atatürk, zamanında Nutuk’u yazarken “Asıl olan iç cephedir, o çökerse millet esir olur” derken, muhtemelen bir yüz yıl sonra bu cephenin bir simülasyon oyununa döneceğini de öngörmüştü.
Çünkü Nutuk bir kullanma kılavuzuydu; biz ise kılavuzu okumadan “İleri” tuşuna basıp duran, sonra da sistem çöktüğünde ekranı yumruklayan sabırsız birer oyuncuya dönüştük.
Nutuk’ta hiçbir ordu iki cepheyle aynı anda savaşamaz uyarısı var..
İki cepheden bahsedilen dış cephelerin sayısı değildi. İç cephe ve dış cepheden bahsediliyordu.
Yurtta sulh iç cephe ile , cihanda sulh dış cephenin sağlam duruşu ile tarif ediliyordu.
Gelin, bugünün kusursuz mühendislik harikası iç cephemizin güncel durumuna göz atalım:
Tarafını Seç, Vicdanını Kapat:
Bir yasa teklifi mi geldi? Maddeleri okuyup “Bu halkın hangi derdine derman olur?” diye sormak, araştırmak yok. Asıl soru şu: “Teklifi getiren bizim mahalleden mi?” Bizimkilerse gözü kapalı alkış, karşı taraftan ise “Vatan satılıyor!” nidaları. Ahenk dediğin böyle mi sağlanır?
Dünün Kardeşi, Bugünün Haini:
Dün aynı masada çay içip aynı ilkelere imza atanların, bir sabah itibarıyla nasıl birer “kripto düşman” ilan edildiğini izlemek de bize nasip oldu. “Aynı çatı altında kalmak” zor gelince, çatıyı yakıp içinden sağ çıkmayı başarı sayan bir mantık. Soruyorum neyi başardı?
Maratonda Nefes Molası Yasaktır:
Toplum olarak öyle bir kurgunun içindeyiz ki, gözümüzü açtığımız an koşmaya başlıyoruz. Durup bir saniye “Pardon, biz nereye koşuyoruz ve bizi arkadan kim kovalıyor?” diye sormak yasak. Soru soran yarıştan elenir, nefes alan geride kalır. Ekmek peşine düşerken kim yoksul, kim yoksun kaldı bilmiyoruz.
Bireysel Menfaat İlk Öncelik Hedefimiz Oldu :
Vatanın tüm renklerini bir araya getirip bir tablo yapmak varken, herkes kendi rengini tuale basıp diğerlerini siyahla kapatma derdinde. Küçük ikballer, büyük resmin üzerine dökülen çay lekesi gibi duruyor ama kimse lekeyi silmeye yanaşmıyor.
Güven Endeksi %14:
Komşusuna güvenmeyen insanların oluşturduğu bir iç cephe… Kaleyi dışarıdan zorlamaya ne gerek var? Anahtarı paspasın altına bıraktık bile.
Atatürk, Nutuk’ta kelimelerle bir ulus inşa etmişti. Biz ise aynı kelimeleri birbirimizin kafasına fırlatarak mahalle duvarları örüyoruz.
Şimdi elleri klavyeden çekip şu soruları masanın kenarına bırakalım:
Bizi bu maratonda nefes bile aldırmadan koşturan düdük kimin elinde?
Biz ne zaman “haklı çıkmayı”, “birlikte hayatta kalmanın” önüne koyduk?
Ve en önemlisi: Ateşi söndürmek için koşanlar, içeride kasten çıkarılan bu küçük kıvılcımları ne zaman fark edecek?
Kılavuz hâlâ kitaplıkta duruyor. Tozunu alıp okumak ya da birbirimize fırlatmaya devam etmek bizim seçimimiz.
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk’unu elimize alıp okuma değil “anlayana kadar okuma” zamanıdır dostlar…
“Asıl olan iç cephedir.Bu cephe bütün milletin meydana getirdiği cephedir. Dış cephe sarsılabilir,yenilebilir.Ama iç cephe çökerse; millet esir olur. Kaleyi içinden almak, dışından zorlamaktan çok daha kolaydır.”
Düşmanın bunu bizden çok önce okuyup anladığını anlatan bir tablonun içindeyiz şimdi. Oysa hayat bizim Nutuk’u ne kadar anladığımızı sorguluyor!
Acil cevap bekleyen soru şu:
“Ne zaman aynı ülkenin insanı olmaktan önce aynı mahallenin insanı olmaya başladık?”
Bu vatan hepimizin ve birimiz olmazsa eksik kalırız…İç cephede barışı sağlayacak tek güç var: Onun adı millettir. Yani sen, ben, o öteki diye gördüklerin, beriki diye yanına aldıkların hepsi..
Dünya barış gününde iç cephemize barış diliyorum.
Haydi selametle…
