Başkanımız Melektir, Hakkındaki Belgeli İddialar Şeytandandır!

Öncelikle “Yazının gerçek kişi ve olaylarla ilgisi yoktur” demek gerekir. Bu notu düşen dizilerin bu kurguların gerçekten yaşanıp yaşanmadığını bilmesi zor ihtimaldir. Ancak önüne düşen anekdotlardan, başkalarının senariste anlattıkları hikâyelerinden, belki de vakti zamanında gazeteye düşen manşetlerden uyarlandığı da açıktır.

Alkış çavuşlarının gündem analizleri ve haberlerin altına yaptıkları yorumlardan yola çıkarak yazıyorum bu kez bende.

“Canım alkış çavuşlarını sizlere tanıtmak”

yazının üstlendiği misyon bu ve işte onların sorgusuz sualsiz masalı:

Yerelde yazan bir arkadaşınız olarak ben “belediye başkanı” diyeyim siz hangi makamı isterseniz onu kabul buyurun! Masalın siyaseti yoktur ama topluma mesajı çoktur, unutmayın!

Hani bir belediye başkanını seversiniz… Öyle böyle değil, kalpten. Onun bir gülüşüyle çöp konteynerleri parfüm sıkmaya başlar, kaldırım taşları yerine oturur, yoldaki çukur utancından kapanır sanırsınız. O kadar inanırsınız.  Ama sonra bir gün… Gazeteci bir dosya yayınlar. İhale detayları. Şirket zararları. “Çalıştay” adı altında termal otel fantezileri. Mobilya değişimi? Öyle spot mağaza  değil, bildiğin “saray protokolü.” Belgeleriyle. Rakamlarıyla. Islak imzalı tutanakla.  Ve siz? Hemen savunmaya geçersiniz. 

“Bu bir kara propagandadır!”

“Tam da şimdi mi çıktı bu belgeler?” “Belediye hizmetlerine baksana ya!” “Kıskanıyorlar, o yüzden üstüne geliyorlar!”

” Yükselişinin önüne geçmek için şimdiden durdurma çabaları bunlar.”

“Biz başkanımızı kendimiz seçtik ve çok seviyoruz”

“Başkanın paraya ihtiyacı mı var babadan zengin”

” Başkanımız erkek sonuçta olur bazen öyle şeyler. Sekreterini kıramamıştır”

Yani nedir? Belgeler photoshop ile hazırlanmış. O şirketler de zarar değil, “manevi kazanç” yazmışlar. Mobilya değişimi israf değil, estetik zorunluluk. Koltuk da  halk içindir, makam aracı da nedir yani başkan tapusunu üstüne mi geçirecek?

Bak sevgili yurttaşım, belli ki başkanını çok seviyorsun. Gerçekten. Gözlerinden kalpler çıkıyor. Ama şunu unutma:  Sevmek, kör olmak değildir.  Birini eleştirmek de linç etmek değildir. Tam tersi: Ona duyduğun sevginin sorumluluğudur. “Ben sana güveniyorum ama şu harcamayı bana açıkla bakalım,” diyebilmek bir vatandaşlık erdemidir.  Ama yok. Bizde işler farklı. Biz liderlerimizi seçmiyoruz, tapıyoruz. İbadet eder gibi destekliyoruz.

Hakkında haber mi çıktı? Haber değil o, “düşman saldırısı.” Belge mi var? Montaj. Muhalefet mi sordu? Pis bozguncu! 

Bu artık bir psikolojik savunma refleksi falan değil, bu  kitlesel bir ayin.

“Benim başkanım çalmaz. Çalsa da hak etmiştir. Hakkıdır.” (Kendin çalınca 5 yıl hapis, başkan çalınca halk için yatırım.Bu ne yaman çelişki anneeee! ) 

İşin kötüsü, bu refleks sadece bir kişiyi korumuyor; sistemi çürütüyor.

Başkanını sevmeye devam et. Ama unutma, sevgiyle körlük arasında sadece bir oy farkı değil bir milletin geleceği var!

Dün Nasreddin Hoca’nın kazan doğurdu fıkrasına güldün geçtin ne oldu ? Bugün ayakkabı kutusu baklava kutusunu doğurdu!  Olmaz işleri halledenler dün komşunun bahçesindeydi bugün senin bahçene de dadandı. Sen neredesin canım alkış çavuşum, aklı tutulmuşum neredesin? Sorguda neredesin, sualde neredesin?

Gökten düşen üç elma bize diyor ki:

“Denetim yapamayan halk, gün gelir kendisi denetlenemez hale gelir. Sonunda şirketler batar, masraflar artar, makam koltukları değişir ama bizim Vatandaş Rıza aynı koltukta oturur: inkâr koltuğu. “

Haydi selametle…

Yayınlama: 29.07.2025
A+
A-
REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.