Öğretmenim…
Bize bir zamanlar, bir milletin büyüklüğünün gökdelenlerinin yüksekliğinden değil; kalbinin derinliğinden ölçüldüğünü öğretmiştiniz.
Hani Mimar Sinan’ı bir anlatımınız vardı bize … Bir caminin avlusuna kedi girsin, üşümesin diye küçük bir kedi kapısı açacak kadar ince düşünceli…
Sokak hayvanları su bulsun diye yalak yapan, leylekler konaklasın diye “düşkün leylek evleri” inşa eden…
Biz böyle bir medeniyetin çocuklarıydık öğretmenim.
Şimdi “kedi kapısı” desek, ihaleye bağlayıp üç katı fiyatına yapan müteahhit çıkar.
Bir de mavisi vardı ülkemin.
Gökyüzünün lacivert olduğu, denizin nefes aldığı, insanların birbirine “günaydın” dediği o Bodrum, o Marmaris, o Fethiye…
Şimdi? Her sabah güneş bile utancından denize bakmadan doğuyor.
Denize baktığında balık değil, sintine yüzer oldu. Sanki deniz bile “Yeter gari!” diyip kabarıyor. Pislik içinde köpük köpük!
Bir de Abdülbaki Gölpınarlı’nın İstanbul’u vardı öğretmenim. Anadolu zarafetini üstünde taşıyan, anlata anlata bitiremediğiniz.
Sokakta selamlaşmanın sanat olduğu, nezaketin şehir kültürü sayıldığı…
Şimdi?
Hastanede asansörde bile yüzümüze kapı çarpar olduk.
Nezaket desen, tarih kitaplarında “fosil” diye sergilenir hale geldi.
Ecdadın, sokaktaki köpeğe su verirken “Aman ha, sevaptır” diye ikaz eden iyilik terazisi…
Şimdi yerini WhatsApp grubunda “Komşunun köpeği havlıyor şikayet edelim!” diyen köksüz medeniyete bıraktı.
Önde giden büyüklerimiz vardı bir zamanlar…Her davranışları ile topluma örnek olan…
Şimdi önde gidenlerimiz, emeklinin büyüklerimiz olduğunu unuttu.
Geçmişin emeğe saygısını değil, geleceğin bütçe kalemlerini ezberlediler.
Çocuklarımızın geleceğin emaneti olduğunu da hatırlamıyorlar üstelik.
Emanet dediysek…
Sanki hazine sandığına koyduk; anahtarı kime verdik hatırlamıyoruz.
Bir zamanlar, bir sözün vardı öğretmenim:
“Onur, şeref parayla satın alınmaz.”
Biz de öyle öğrendik.
Ama belli ki bazıları haysiyetin kredi kartına taksit yapıldığını sanıyor.
Eskiden “Bir milletin geleceği öğretmenlerin eseridir” derdik.
Şimdi?
Bir kulaklarından giriyor, öbüründen çıkıyor söyledikleriniz öğretmenim.
Belki de o kulaklar, duyduklarını sadece kendi yankılarında boğuyor artık.
Hani biz tarihte neler öğrendik?
Kervan geçerken su isteyen yolcuyu boş çevirmeyen Anadolu’yu…
Kış günü kapısına geleni ısıtan sobasını…
Bir tas çorbayı paylaşan garibanı…
Yıkılan medeniyetleri bile bir çift kuş yuvası yüzünden koruyan insanlığı…
Biz böyle öğrendik öğretmenim.
Ama şimdi, öğrenmediklerimizin gölgesinde kalıyoruz.
Tüm bunlara rağmen “Umutsuz durum yoktur. Umutsuz insan vardır. Ben hiç umutsuz olmadım” diyen Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk ve sizler iyi ki varsınız ve hep var olunuz öğretmenim.
Her 24 Kasım sizden öğrendiklerimiz güneşe döner yüzünü. Umudumuz tazelenir öğretmenim.
Şimdi kutlanacak ne kaldı? diyenlere geçmişin nezaketi ile, atalarımızın son nefese dek bitmeyen gelecek neferliğini hatırlatın öğretmenim. Vicdan sınavından sıfır çekenleri okuldan uzaklaştırmayın bilakis ömür boyunca öğrenmeye tabi tutun öğretmenim.
Gününüz kutlu varlığınız daim bilgi güneşiniz parlak olsun öğretmenim.
Haydi selametle…
