Muğla’da Cumhuriyet Halk Partisi’nin ilçe kongreleri yapıldı. En azından takvim öyle dedi. Fakat salona giren herkes aslında bir yarıştan çok bir onay törenine geldiğini anladı. Pek çok ilçede ya tek adayla gidildi kongrelere ya da iki adaylı görünen yarışlarda birinin “vazgeçmesi” beklendi. Bazı yerlerde başka adaylar da vardı ama listeye alınmadı, yok sayıldı ya da dışarıdan gelen görünmeyen bir el “sen dur” dedi. Onlarda hayli cesurca durdular. Parti içi demokrasinin olması gereken alanlarda sessizlik hakimdi. Katılım düşüktü, heyecan neredeyse sıfırdı.
Kürsüler kuruldu, konuşmalar yapıldı, salonda yankılandı. Ama ne yazık ki koltukların çoğu boştu. Delegeler oy verme saatinde gelip, “görevini” yerine getirip, salonu terk etti. Ne konuşmalara kulak verdiler, ne de tartışmalara. Demokratik bir kongreden çok, “liste geçirme” operasyonu gibi geçti günler.
Bodrum’da hayli şaşırtıcı bir tablo vardı. Yerel seçimlerde 23 aday adayı çıkarmış ilçede CHP ilçe başkanlığına tek liste tek adayla gidildi. Salonun boş olması bana göre çok normaldi. Ancak bu tabloya kürsüden tepki gösteren Kerim Cangır oldu. Kendisi yaptığı konuşmada, delegelerin bu ilgisizliğine dikkat çekerek açık açık şunları söyledi:
“Delegeler sadece oy vermeye geliyor, konuşmaları dinlemiyor. Demokrasi böyle olmaz.”
Çok yerinde bir tespitti. Ama bu durumun sebebi yalnızca delegelerin ilgisizliği mi? Yoksa bu ilgisizlik, zaten önceden şekillendirilmiş, sonuçları belli bir yapıya olan tepkisizlikten mi kaynaklanıyor? İnsanlar niye dinlesin ki, zaten her şey ortada değil mi? Birilerinin boruları hayli uzun demokrasinin çok sesli korosunu bastırmış 12.yüzyıl marşını borudan üflüyor!
Örneğin; 28 Eylül’de Marmaris’te yapılacak kongre çizdiğimiz profilin çok dışında bir tablo bize sunar mı? Haber için sadece zamanı ve tüm prosedürlerin tamamlanmasını bekliyor gibi haberciler.
“Demokrasi, yani siyasal denetimin doğrudan doğruya halkın ya da düzenli aralıklarla halkın özgürce seçtiği temsilcilerin elinde bulunduğu, toplumsal ve ekonomik durumu ne olursa olsun tüm yurttaşların eşit sayıldığı yönetim biçimi, kongrelerimizin tamamında vardı. Adeta bir demokrasi şöleni yaşadık Muğla’da” diyebilecek kaç kişi var dersiniz?
Yıllardır CHP’nin en temel eleştirilerinden biri, iktidarın “tek adam rejimi” ve “tek adaylı kongre düzeni” üzerine kurulu. AK Parti’nin, fikir yarışını bastırdığı, yukarıdan aşağıya belirlenen listelerle seçimi göstermelik hale getirdiği sık sık söylenir. Peki ya CHP’de ne oluyor? Farklı olan ne?
Bugün CHP’nin birçok ilçesinde yaşanan tablo, eleştirdiği iktidar pratiğinden farksız bir hale gelmiş durumda. Liste yukarıdan geliyor, delegeler sadece imza atıyor. Adaylar belirlenmeden önce belirlenmiş oluyor. “Kimse çıkmasın” denilerek, kimsenin çıkmadığı bir yarışın galibi ilan ediliyor. Bu durumda siyasetin heyecanı da, toplumsal karşılığı da giderek eriyor.
Oysa kongreler, bir partinin yalnızca yönetimini değil, ruhunu da seçtiği yerlerdir. Kürsü sadece konuşmaların değil, fikirlerin yarıştığı yerdir. Sandık sadece oyların değil, iradenin yansıdığı yerdir. Eğer bunlar boşsa, geriye sadece göstermelik bir demokrasi kalır. Salon dolu bile olsa, siyaseten boştur.
CHP, Türkiye’ye demokrasi vaat ediyorsa, önce kendi içinde bunu eksiksiz yaşatmak zorundadır.
Demokrasi sadece meydanlarda savunulacak bir slogan değil, salonlarda uygulanacak bir ilke olmalıdır.
Yoksa halk çok iyi anlar.
“Demokrasi” deyip, liste dayatanı da,
Konuşma yapıp salonu boş bırakanı da…
Sandık kurulur, oy verilir, liste geçer…
Ama umut geçmez.
Tabi tüm bunlardan sonra sormak lazım; “elinizi vicdanınıza koyup da söyler misiniz geleceğin iktidarına darbeyi kim yapıyor şimdi?”
Haydi selametle…
