Bazı hikâyeler vardır; manşet olmak için değil, insanı hatırlatmak için yaşanır.
Bursa’nın küçük bir köyünde, bir kayığın ucunda duran bu hikâye de onlardan biri.
Bir tarafında Adem Amca, diğer tarafında Yaren leylek
Ne büyük sözler var bu dostlukta, ne de büyük iddialar. Ama tam da bu yüzden hepimize şifa.
Yaren her yıl gökyüzünden süzülüp Eski Karaağaç’a indiğinde, bize unuttuğumuz bir duyguyu getiriyor:
Beklemek.
Biz acele ettik.
Her şeyi hızlandırdık; sevgiyi, güveni, insanlığı…
Sabırsız bir çağda yaşıyoruz. Hemen olsun istiyoruz, hemen bitsin, hemen kazandırsın.
Oysa bu dostluk, hiçbir şeyin “hemen” olmadığını hatırlatıyor.
Gelen, zamanı gelince geliyor. Kalan, kalacağı kadar kalıyor.
Adem Amca leyleği çağırmıyor.
“Gelmezsen darılırım” demiyor.
Sahiplenmiyor, sergilemiyor.
Sadece aynı yerde, aynı sadelikle duruyor.
Belki de bu yüzden geliyor Yaren.
Çünkü insan, kendisini zorlamayana güveniyor.
Bu dostluk nefsimizi köreltiyor biraz.
“Ben” demiyor, “biz” demiyor; sadece oluyor.
Maddeden uzak, manaya yakın.
Bir kayık, bir balıkçı, bir leylek…
Daha ne olsun ki?
Yaren bize şunu fısıldıyor:
Sevgi, gürültü sevmez.
Vefa, reklama ihtiyaç duymaz.
Sadakat, sözleşmeyle değil, hatırlamakla olur.
Bugün dünyada herkes bir şeylere sahip olmaya çalışıyor.
Ama kimse birine ait olmaya cesaret edemiyor.
Bu yüzden ruhlarımız yorgun.
Bu yüzden kalabalıklar içinde yalnızız.
Belki de şifa tam burada başlıyor.
Bir leyleğin her yıl aynı yere dönmesinde…
Bir insanın her yıl aynı umutla beklemesinde…
Ve ikisinin de hiçbir karşılık beklememesindedir.
Yaren leylek uçup gidecek elbet.
Adem Amca bir gün kayığa çıkamayacak belki.
Ama bu hikâye kalacak.
Çünkü bazı dostluklar ömür değil, iz bırakır.
Unutmayalım diye…
Özümüze dönebilelim diye…
İnsanın insana, insanın hayata, hayatın manaya bağlı olduğunu hatırlayalım diye.
Bazen bir leylek, bin nasihatten daha çok şifa olur.
Tabi nasiplisine, görmek isteyene.
Haydi selametle…
