Cezaevleri ıslah değil ihtisas merkezi

Gazetecilik asla sessiz olamaz: bu onun en büyük erdemidir ve en büyük hatasıdır.

Türkiye’de modern ceza infaz sistemi, kâğıt üzerinde “ISLAH ETME” ve “TOPLUMU SUÇA KARŞI KORUMA” amacı gütse de, bugünkü manzara ne yazık ki suçun profesyonelleştiği bir akademik kampüse dönüşmüş durumdadır. Cezaevleri artık bir pişmanlık odağı değil; suçluların birbirine “STAJ” yaptırdığı, illegal ağlarını genişlettiği ve dışarıya daha donanımlı birer suç makinesi olarak çıktığı “MİSAFİRHANELER” halini almıştır.

 “SUÇUN ÖDÜLLENDİRİLDİĞİ MİSAFİR KÜLTÜRÜ”

Hırsızlık, gasp, cinayet veya çete faaliyetleri gibi toplumun vicdanını kanatan yüz kızartıcı suçları işleyenlerin, yetkililerin imkânlarıyla adeta birer “MİSAFİR” gibi ağırlanması, adaletin tecellisine vurulmuş en ağır darbedir. Dışarıda dürüstlüğüyle rızkını kazanmaya çalışan vatandaş geçim derdiyle boğuşurken, toplum huzurunu bozanların dört duvar arasında hiçbir sorumluluk almadan beslenmesi, kamu vicdanında onulmaz yaralar açmaktadır.

Daha da vahimi, bu suçluların ceza sürelerini tamamlayıp dışarı çıktıklarında karşılaştıkları manzaradır. Toplumun dışlaması, ayıplaması gereken bu tipler; davullarla, zurnalarla ve “REİS VEYA AĞABEY” nidalarıyla, sanki bir kahramanlık destanı yazmışçasına karşılanmaktadır. Suçluya “SAYGIN BİR KİMLİK” atfedilmesi, o toplumun ahlaki pusulasını yitirdiğinin en net kanıtıdır.

ISLAHIN YOLU AĞIR YAPTIRIMLARDAN GEÇER

Cezaevlerinin birer “SUÇ GELİŞTİRME MERKEZİ” olmaktan çıkarılmasının yolu, disiplin ve zorunlu çalışma esaslı bir sistemden geçmektedir. Suç işleyerek topluma zarar veren bir birey, içeride toplumun sırtına yük olmaya devam etmemelidir. Bu kişiler; maden ocaklarında, ağır sanayi kollarında veya zorlu altyapı işlerinde çalıştırılarak, topluma verdikleri zararı “TER DÖKEREK” ödemelidir.

Bir suçlu, cezaevini hatırladığında aklına “KONFOR” değil, çektiği zahmet ve döktüğü ter gelmelidir. Caydırıcılık ancak bu şekilde tesis edilebilir. “YATAR ÇIKARIM, DIŞARIDA İTİBAR GÖRÜRÜM, İŞLERİ BÜYÜTÜRÜM” mantığının yerini, “BURAYA BİR DAHA DÜŞERSEM ALTINDAN KALKAMAM” korkusu almalıdır.

 “ADALET SUSTUĞUNDA SUÇ KONUŞUR”

Eğer cezaevleri birer ıslah merkezi olacaksa, öncelikle suçun kutsandığı bu çarpık kültür yıkılmalıdır. Devlet, suçluyu sadece hapsetmekle yetinmemeli; ona suçun bedelini ağır bir iş gücü ve katı bir disiplinle ödetmelidir. Toplum ise katili, hırsızı ve gaspçıyı alkışlamayı bırakıp gerçek yerini hatırlatmalıdır. Unutulmamalıdır ki; suçlunun ödüllendirildiği, mağdurun ise adaleti sadece mahkeme kapılarında beklediği bir sistemde, huzur sadece bir hayalden ibaret kalır. Islah, sadece dört duvar arasına kapatmakla değil, suçu ve suçluyu toplumsal vicdanda mahkûm etmekle başlar.

Yayınlama: 16.04.2026
A+
A-
REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.