Tarihte, ordunun bayrak ihtiyacını karşılayan terzilere ve dokumacılara dair anlatılan çok kıymetli bir anekdot vardır… Bayrak dikilecek kumaşı kesmeden önce ustalar abdest alır, besmele çeker ve masanın başına öyle geçerlermiş. “Bu kumaş yarın bir vatan evladının elinde cephede dalgalanacak, gerekirse bir şehidin üzerine örtülecek” diyerek, makasın kumaşa değdiği her anı bir ibadet hürmetiyle yaşarlarmış. Bayrak daha yapılma aşamasında, ustalığından kumaşına kadar kutsiyetle bezenirmiş.
Büyük düşünürümüz Ziya Gökalp de o uyanışı ve milletin bayrağa yüklediği anlamı ne güzel dile getirir:
“Gözünü açamaz uykudan gafil,
Sen uyan ey millet, olma hiç sefil!
Parlasın göklerde her zaman hilal,
Türklüğün hakkıdır mutlak istiklal!”
İşte tam da bu yüzden, bayrak bizim için herhangi bir kumaş parçası ya da sıradan bir sembol değildir. Yapımından dalgalanmasına kadar her anı hürmet isteyen bir emanettir.
Ancak ne yazık ki son zamanlarda Menteşe’de, Akyol Parkı’nın başlangıcında bu hürmetten uzak bir manzara vardı. Mayıs ayından bu yana bir siyasi partinin flama ve bayrakları arasında kaderine terk edilen, güneşe, yağmura direnmekten bitap düşmüş, şerit şerit yırtılmış ve rengi solmuş Türk bayraklarımız…
“Ha bugün toplanır, ha yarın bir yetkili fark eder” diye 10 gün boyunca sabırla bekledim. Fakat bir şehit yakını ve bu ülkenin bir yurttaşı olarak o manzaraya daha fazla göz yummak mümkün değildi. Bayrağımıza yapılan bu ilgisizliği kayda alıp, milli değerlerimize ve bayrağımıza olan hassasiyetini çok iyi bildiğim Muğla Valimiz Sayın İdris Akbıyık’a ulaştırdım.
Sayın Valimiz, durum kendisine iletilir iletilmez hafta sonu mesaisi demeden anında müdahale etti ve aylardır süren o yakışıksız özensizliği ortadan kaldırdı. Bayrağımızın itibarını derhal koruma altına alan Sayın Valimiz İdris Akbıyık’a şahsım ve duyarlı tüm Muğlalılar adına yürekten teşekkür ediyorum.
Şimdi o özensizliği sergileyenlere açıkça sormak gerekir: Dua edin ki bunu yüksek sezonda Muğla’mıza gelen bir turist görüp kayda almadı! O zaman ne yapacaktınız? Göstermediğiniz, hafife aldığınız o hassasiyetin nerelere varabileceğinin, ülkemizi nasıl bir mahcubiyete sürükleyebileceğinin farkında mısınız?
Bu süreçte olayın ciddiyetini anlamak yerine konuyu meşgul etmeye çalışan, bana ulaşmaya gayret eden parti yetkililerine de bir çift sözüm var: Bu mesele bir esnaf kavgası ya da komşu anlaşmazlığı değildir! Kişisel değil, tamamen toplumsal ve milli bir reflekstir. Üzerinde kuzenimin ve vatan evlatlarının kanı olan bayrağıma bu denli kayıtsız kalan, ne yaptığının idrakinde dahi olmayan kimselere ayıracak tek saniye vaktim yoktur.
Ve unutulmasın ki; gerçek bir gazeteci siparişle haber yapmaz, talimatla ileti paylaşmaz. Mesleğimizi ve milli hassasiyetlerimizi bu denli küçük gören zihniyet, her şeyden önce bayrağımızın anlamına saygı duymayı öğrenmelidir.
Partinizin, köşe yazımda adının dahi geçmemesi bir tesadüf değil bilinçli ve bundan böyle değişmez bir tercihtir!
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İzmir’e girdiğinde önüne serilen düşman bayrağını çiğnememiş, “Bayrak bir milletin kurumsal şerefidir, ne olursa olsun yerlere atılamaz” diyerek bizlere bayrak şuurunu öğretmiştir. Türklüğün bize bıraktığı o asil şuurun ve bir milletin onurunu her şeyin üstünde tutan bir önderin izinden giden bu topraklarda; kendi öz bayrağını yırtılmaya, solmaya, rezil olmaya terk edenleri kendi vicdanlarına emanet ediyorum.
Haydi selametle…
