Sorular ile başlayalım söze:
“Karı” Diye Kürsüden Seslenen Siyaset, Kadına Saygıdan Ne Anlar?
Meclis Kürsüsü mü, Mahalle Kavgası mı?
Türkiye’de siyaset artık gerçekten çok tuhaf bir dile doğru gidiyor.
Eskiden liderlerden proje duyardık.
Şimdi öfke tonu dinliyoruz.
Eskiden vizyon konuşulurdu.
Artık kim kimi daha sert azarladı yarışması var.
Ve belli ki bazı siyasetçiler hitabet sanatını yanlış anlamış.
Zannediyorlar ki; ses yükseldikçe devlet adamlığı otomatik yükleniyor.
Oysa yok öyle bir dünya!
Bir siyasi partinin genel başkanının ağzından çıkan “karı” ifadesi tam da bu yüzden sadece bir kelime değildir.
O kelime, insanın zihnindeki kadının yerini ele verir.
CHP Grup Toplantısında Okunan O Metni Kim Yazdı, Kim Alkışladı?
Dün CHP Grup Toplantısı’nda kullanılan dili görünce insan ister istemez düşünüyor:
Bu metni kim yazdı?
Kim onayladı?
Ve daha önemlisi… Salonda kimler bunu alkışladı?
Cevap kimi işaret ediyorsa, onları bir kadın olarak tek tek esefle kınıyorum.
Çünkü insan en çok öfkeliyken içindeki gerçek dili konuşur.
Ve bazı kelimeler ağızdan değil, bilinçaltından çıkar.
“Karı” Kelimesi Siyasi Üsluba Nasıl Sığdı?
Şimdi bazıları çıkıp diyecek ki:
“Ama halk arasında da kullanılıyor.”
Doğrudur.
Halk arasında korna sesi de kullanılıyor.
Ama kimse senfoni orkestrasını klaksonla yönetmiyor.
Devlet yönetimine talip insanların diliyle apartman otoparkı kavgasının dili aynı olamaz. Hele ki yıllardır “nezaket”, “eşitlik”, “çağdaş siyaset” anlatanlar için hiç olamaz.
Esas mesele bir kelime değil, zihniyet meselesidir.
Kadına hitap ederken ilk refleksi küçümseyici ifade olan bir siyasetçinin meydanlarda anlattığı eşitlik nutukları, ister istemez insana plastik bir ambalaj hissi veriyor.
Parlak görünüyor…
Ama dokununca hemen buruşuyor.
TBMM Kürsüsünde Tehdit Dili Olur Mu?
Daha düşündürücü olanı ise Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden aynı konuşmada başka bir kadına yönelik kullanılan tehditkâr üslup…
İnsan ister istemez soruyor:
Orası Gazi Meclis mi, yoksa aile dizilerindeki sinir boşaltma sahnesi mi?
Bayım; farkında mısınız orası milletin makamıdır!
Orada öfke kontrolünü kaybedip kürsü yumruklamak, parmak sallamak siyaset değil; güç gösterisi sanılan bir özgüven problemidir.
Üstelik ironik olan şu:
Yıllardır topluma “kutuplaşma kötü” dersi verenlerin, en küçük gerilimde ses tonunu mahalle kabadayılığı frekansına ayarlaması…
Demek ki,bazı insanlar demokrasiye yalnızca mikrofon kendilerindeyken inanıyor.
Ses Yükselince Seviye Yükselmiyor, Düşüyor!
Gerçek siyasetçi, sinirlendiğinde bile cümlesini taşıyabilendir.
Çünkü kalite, insanın en rahat anında değil; en öfkeli anında ortaya çıkar.
Mikrofonun sesi açılınca devlet ciddiyeti yüklenmiyor.
Aksine bazen insanın içinde yıllardır saklanan hoyratlık, HD kalitesinde görünür oluyor.
Bu ülkenin artık bağıran siyasetçiye ihtiyacı yok.
Zira memlekette gürültü zaten yeterince var.
İnsanlar artık parmak sallayan değil; cümle kurabilen siyasetçi görmek istiyor.
Zira bir ülkenin siyasi kalitesi, en çok da kadınlara konuşulurken belli olur.
Ve bazen bir insanın karakterini anlamak için uzun konuşmalarına gerek yoktur.
Seçtiği tek bir kelime yeter.
Bana da kâfi geldi.
Yeter!
Haydi selametle…

