Bir koy düşünün dünyadaki cennet. Miami falan halt etmiş yanında buz mavisinden laciverte uzanıyor denizin rengi. Yeşiline ise laf yok. Sakin derin temiz…
Buralar halkın kıyıları ile hazinenin orman arazileri . Ama gel gelelim burada halkın olanın işgal altında olması yetmiyor. Bir de halk buraya girmek için para üstüne para ödüyor. Nasıl mı anlatayım!
Kıyıya araba ile ulaşım yasaklanmış. Araçlarınız otoparka girmek zorunda neden ? Araç trafiğine kapalı koy. Yıllardır kıyıda sezlongta yatarken başınızın dibinden araba geçiyordu Akbük’te. Giden gören varsa hatırlıyordur. Olur mu canım bu çirkin görüntü dendi, seçimler öncesinde vaat verildi. İşletmelerin arkasından yol yapılacak denildi. Sonra ne oldu? Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının yol düzenlemesi beklenen yerde, Tarım ve Orman Bakanlığı arazisi özel şirkete kiraya verilerek AK bir zihniyetle PARA basmaya başladı özel şirket. Otopark dedikleri delice zeytinlerin olduğu ormanlık alan. Halkın vatan toprağında, aracını zeytin ağacının altında, dağ başında zorunlu bırakmasının zorunlu bedeli de gün boyu 300 TL olarak belirlendi. Her şey kılıfına uygun fişini kesiyor, vergisini ödüyor kiracı firma! Denize ulaşım için sahil servisleri var. 300 TL ‘nin içinde bu hizmet, ama nasıl nostaljik dur ondan da bahsedeyim : 1980’den kalma, tam hurdaya çıkacakken geçmişe özenen bu özel şirket tarafından “olur mu ya parasını ödeyen halkımız biner bunlara koltuğu yırtık, kapısı kırık doğal klimalı bu araçlar kısa mesafede 20 kişilik değil 40 kişilik de insan taşır daha” denilerek Akbük sahil servisi olmuş! Vatandaşa da “ücretsiz sahil servisi” diye dayatılmış durumda. Otoparktan denize kadar “balık istifi nasıl olur? Balıklar kendini istif sırasında nasıl hisseder?” sorusunun canlı tanığı oluyor halk! Arabalarından inen halkımızın elinde eşyaları da var tabi , halk plajında kullanılmak üzere alınan şemsiyeler, katlanan masalar, çocukların deniz eşyaları her şey bu sahil servislerine dolduruluyor ki istifin ne olduğu iyice anlaşılsın. Sabır testine tabi gidiyorsunuz denize. Bitti mi çile hayır halk plajı dedikleri alan koyda kulak mesafesinde. Lütfettikleri sağdan soldan her yerden ancak yakından bakılırsa fark edilecek boyutta. Az ileride “şezlong parası 250 TL” diyor işletmeler. Şimdi bir hesap yapalım 500 TL yakıt parası Menteşe’den Akbük’e. Akbük’e geldin 300 TL otopark parası. Şansın yaver gitmedi sıkışamadın halk plajına şezlong ücreti 250 TL 4 kişilik aile 1000 TL. 1800 TL harcamanın içinde daha denize ayak basamadın. Soyunmaya fırsatın olmadan soyuldun mu yani kardeşim? Tamam mı? Hayır!
Kahve 120 TL, çay küçük bardak 70 TL, küçük su 40TL, 1 lt su 80 TL! Yemedin sadece içtin gitti 500 TL! Bak karnın hala boş cepten gitti mi 2300 TL…Bu insanlar ne kadar maaş alıyor? Bir memur, ayda kaç kez denize ailesine getirebilir ? Halkın denizi işgal altında, halkın arazisi işgal altında üstüne halktan fahiş fiyatlarla karşılık görüp zenginleşmenin önü açılmış ! Bu millete nasıl bir ihanet şeklidir, anlayan anlamayana anlatabilir mi?
Dönüşte de Akbük Yerkesik yolunda yol kenarında bir alana inşaat hafriyatları, mermer atıkları ve çöplerin boşaldığını gördük. Kendine saygısı olmayanın doğaya saygılı olmasını beklemek de bizim kabahatimiz olsun, yaz dostum!
Bu haliyle bu düzeni oluşturmakta emeği geçenlere sesleniyorum. Farkında değilsiniz ama bir anneden bir babadan çocuğunun denize girmesini izlediği anları çalıyorsunuz. Bir milletin ortak mirasının üstüne konmayı kendinizde hak bilecek kadar hadsizleşiyorsunuz! Bunu yaparken anlaşılan o ki yüzünüz bile kızarmıyor. Hala toplum içine çıkacak yüzü de kendinizde buluyorsunuz. Ama aklınızda olsun, kendi dünyanızı da inanç sahibiyseniz ahiretinizi de yakıyorsunuz.
Bu bir tatil değil, bir sabır ve ekonomi testi. Bu sistemde girişte ücret, içeride sömürü var. Sahil kanunu rafa kalkmış, orman yasası yan yollarla delinmiş. Bu ne yaman çelişki, devleti yönetiyoruz diyenlerin devlete layık gördüğü bu hal mi?
Sormak gerek:
Bu düzenin adı turizm mi, talan mı?
Bilinmesini isterim, size bu satırları büyük bir üzüntü, öfke ama daha çok da bir yurttaş sorumluluğuyla yazıyorum.
Muğla’nın Menteşe ilçesinden herkesin bildiği, sevdiği, gururla misafirini götürdüğü o doğa harikası bizim halkımız için bir lüks haline gelmiş durumda. Hem de nasıl ve ne uğruna? Bu vicdan yüküne artık bir dur deyin!
Buradan Türkiye Cumhuriyeti Devletini 23 yıldır yöneten iktidar mensuplarına, başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, ilgili bakanlarımıza, yerel yöneticilerimize, milletvekillerimize, belediyelerimize ve tüm basın mensuplarına açık çağrımdır, bir yurttaş olarak söylüyorum:
Akbük’e sahip çıkın. Kıyılarımızı sermayeye değil, çocuklarımıza bırakın. Bir çocuk için en güzel anıları denizde ailesiyle geçirdiği tatildir. Vatan evlatlarına bu anıları çok görmeyin…
Haydi selametle…
