2009’dan bu yana Muğla’nın denizleriyle ilgili sorunlar manşetlerde yer alıyor. Özellikle seçim dönemlerinde çözüm vaatlerinin vazgeçilmez başlıkları arasında bulunuyor.
Aradan geçen 17 yıla rağmen değişen hiçbir şeyin olmadığını, bugün kıyılara vuran o beyaz köpükler fısıldıyor.
Marmaris, Datça ve Bodrum gibi Türkiye’nin en önemli turizm merkezlerinde denize ulaşan kanalizasyon hatları, arıtma yetersizlikleri ve kirlilik iddiaları son yıllarda giderek daha sık gündeme gelir oldu.
Fethiye Körfezinin durumu miting kürsülerinden kaç kez dile getirildi? Saydınız mı? Hali içler acısıymış, iki büyük gemi ile temizlenmesi şartmış. Gereği yapılacakmış. Bu cümleler bakan cümlesi olarak halka beyan edildi. Peki ne zaman temizlenecekti?
Bugün…
Fethiye Körfez temizliğinin haberinden önce kruvaziyer iskele hayırlı olsun haberini aldık. Temizlik hala masada ancak ayrıntıları bu iskele meselesi kadar net değil maalesef!
Bir yandan koylarımız üzerindeki baskıda da artış var.
Deniz turizmiyle geçimini sağlayan tekne işletmecilerinin en büyük şikâyetlerinden biri, koyların giderek daha fazla büyük yat ve kotralar tarafından işgal edilmesi.
Geçen yaz bazı koylarda günlerce aynı noktada kalan, birbirlerine halat çekerek adeta denizi parselleyen lüks yatlar tartışma konusu olmuştu.
Kıyılar üzerindeki baskı ise sadece denizden gelmedi; kontrolsüz bir rant ve mülkiyet hırsı karadan da kuşattı etrafımızı.
Bodrum Kumbahçe’de başlayan “Kıyılar kimin?” tartışması kısa sürede farklı turizm destinasyonlarına yayıldı. Çevreciler, meslek örgütleri ve yurttaşlar kıyıların kamusal kullanım hakkını savunmak için eylemler düzenledi.
Bütün bu tartışmaların ortak noktası belliydi: Denizin üzerindeki insan baskısı her geçen yıl biraz daha artıyordu.
Şimdi ise başka bir tabloyla karşı karşıyayız:
Bugüne kadar “cam gibi denizi var” diye övündüğümüz, kirlilik haberleriyle pek anmadığımız Milas Ören, Datça Palamutbükü ve Menteşe Akbük’ten sezon daha yoğunlaşmadan köpüklenme ve kirlilik iddiaları gelmeye başladı. Hatta iddialar videolu çekimlerle sosyal medya hesaplarında paylaşılıyor.
Son dönemde posta kutuma düşen her iki e-postadan biri, Muğla’nın farklı bir köşesinden yükselen aynı çığlığı taşıyor:
Denizimiz elden gidiyor!
Tarafıma ulaşan yaklaşık yüz elektronik postanın elli altısının konusu doğrudan deniz kirliliği. Yerli halk, resmi kurumlardan çok daha önce alarmı vermiş durumda.
Bu oran bile tek başına vatandaşın neyi dert ettiğini, neyle tedirgin olduğunu gösterebiliyor.
Yurttaş tedirgin.
Çünkü deniz, Muğla için yalnızca bir çevre meselesi değil.
Deniz; ekonomidir.
Turizmdir.
Balıkçılıktır.
Halk sağlığıdır.
Kentlerin marka değeridir.
Çocuklarımıza bırakacağımız doğal mirastır.
Bu nedenle kıyıya vuran her köpük, sadece basit bir köpük olarak görülmemelidir. Belki doğal bir oluşumdur, belki geçici bir durumdur. Ancak vatandaşın sorduğu soru sonuna kadar haklıdır:
“Bu deniz gerçekten iyi mi?”
Çünkü Muğla’dan denizi çıkardığınızda geriye sadece kıyısı olan bir coğrafya kalır. Muğla’yı Muğla yapan şey ise tam olarak o denizdir.
Bu yüzden Marmaris Çevrecileri Derneği Başkanı Ahmet Kutengin’in de sürekli altını çizerek ifade ettiği gibi mesele yalnızca kıyıya vuran köpükler değil. Mesele, Muğla’nın geleceğinin köpürüp köpürmediğidir.
Haydi selametle…
