Akbelen Neyse Sazköy O mu? Sapla Samanı Karıştırmaya Devam mı?

Doğru bilgiye ulaşma gayretimiz çok düşük seviyede kaldı. Etrafı alkış çavuşları sardı ve onların şakşaklarından ne oluyor? Nasıl oluyor? Neden öyle oluyor ? Bilmiyoruz.  Çünkü sayelerinde soramıyoruz bile.

Bakın, dere yataklarına verilen izinler bugün dün olmadığından daha fazla sesletilir oldu. Muğla merkezde Orgeneral Mustafa Muğlalı İşhanı dere yatağına tapu verdirecek kadar kudretli ve alacakları vebalden korkusuz olduklarını anlattı herkese.  Yapmaları gibi yıkmaları da hukuk mücadelesi gerektirir boyuta erişti. Halk tepkisiz kalmadı.

Yolu açılan  usulsüz imar izinlerine karşılık “ağaç kesmeyelim” diyerek çıktıkları noktada  Türkiye’de enerji sektörüne vurdukları ket de tıpkı dere yataklarına verdikleri izinler gibi bugün daha görünür hale geldi. “Bodrum’da Sazköy neyse Akbelen de o bizim için” diyenlerin gerçekte niyetleri nedir yaşayıp göreceğiz. Bugün görünen o ki,  Akbelen’in en büyük yanlışı özelleştirme. Kamuda kalsaydı bu santraller kesinlikle algı ve asap  bozukluğuna bu denli  sebep olmazdı. Devlet, bunca tantanaya izin vermezdi ancak maalesef hükümet ve devlet kavramını ayırt edemediğimiz yerde Türkiye’de enerji sektörü ciddi bir darbe aldı.

Tekrar ve tekrar ifade etmek isterim; bir ülkede madencilik yoksa o ülke ekonomisinin ayakta kalma şansı da yoktur. Türkiye Kömür İşletmeleri  zamanında Milas ve Yatağan’da köylünün majör bir sorunu, bu kadar net bir karşı duruşu yoktu. Çünkü halk zaten hem çalışıp hem üretiyor aynı zamanda parasını da kazanıyordu.

Şimdi taşıma suyuyla değirmen döndürmeye çalışırken önce enerji ve maden işçileri işsiz kaldı. Ne tesadüf ki zaten en baştan özelleştirmeye de onlar karşı çıktılar. Karşı çıkmaları yersiz değilmiş. Alınan kararlarda sektör temsilcilerine fikir sormak bu nedenle çok kıymetli. Yaşanan mağduriyetler için işsizlik tek başına   yetmedi. Kömüre gelen zamlarla ısınma ihtiyacı oldukça pahalı ve halkın bir kesiminin maalesef ulaşamayacağı  hale geldi. Evinde yaktığı kömür ile ısınan kaç kişi kışı soğukta geçirdi Türkiye’de bilen var mı? Üstüne  elektrik kesintileri de arttı. Daha da artacak çünkü arza vurulan ket, talebi karşılayamaz boyuta ulaştı.

Sonuç: Kötü yönetimin faturasını toplum ödüyor. İşçisiyle, emekçisiyle ve tabiki onların eline bakan öğrencisiyle…Üretim yoksa, yatırım yoksa, ayakta kalabilmek çok güç hele hele etrafında ateş çemberi varsa.

Mecliste Muğla’yı temsil eden milletvekillerinin usulsüz imar izinlerine mesela  Sazköy’ün imara açılması konusuna ne kadar sessiz, sakin kaldığını iyi izleyin. Bir kişinin refahı, bir ülkenin geleceğinden önde midir? Sapla saman nasıl birbirine karıştırılıyor takipçisi olalım hep birlikte.

Tekrar ve tekrar ifade edeyim: Muğla’daki üç termik santralin( Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy ) savunulamaz hale gelmesinin tek nedeni, özelleştirmedir. Muhalefetin tek geçerli akçesi  “saray sermayesi” diye tanımladıkları şirketlerin buradaki varlığıdır. Aynı şekilde isim taktıkları benzeri  şirketlerin örneğin  Bodrum Belediyesi’ndeki varlığı ve işbirliklerinin  neden rahatsızlık vermediği muhakkak oturulup kafa yorulması gerekenler arasındadır.

Muhalefet neye muhalefet ettiğinin bilincine yakın zamanda varmalıdır. Aksi takdirde yerine getirilemeyecek arzdan sebep  elektrik kesintilerinin artması ile sağlıkta,üretimde, eğitimde, iletişimde, ulaşımda doğacak sıkıntıların birebir, direkt  muhatabı ilan edilebilir.

Bu santraller farklı boyutta tekrar ele alınmalı çevreye verdikleri zarar, halk sağlığına olumsuz etkisi vb. telafi edilemez boyuta geldiyse bu durum tespiti net olarak ilgili bakanlıklar  tarafından açıklanmalı ve kapatılma konusu masaya konulacaksa bu süreç, iş gücü ve yerel halk için adil bir geçiş planı ile desteklenmeli ayrıca  yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş öncelikli olarak planlanmalıdır. Bakın bunlarla ilgili somut adım içeren bir yapılanma süreci ortada yokken “kapattım oldu” diye olacak iş değildir termik santrallerin kapatılma işi.

 Hammaddesine ulaşamadığınız her fabrika zarar yazar. Bu zarar da toplumu olumsuz etkiliyor. Elinize yazılan metinlerle bu işin çözümü uzak. Ağzı olanın konuştuğu fakat bilgisi olanın maalesef susturulduğu bu sapağı artık dönmek zorundayız.

Yazdık, çizdik, anlatmaya çalıştık, görünen o ki anlatamadık. Şimdi çetin  bir dönemeçte Türkiye. Ya bu bariyeri aşıp çıkacak ya da…

Düşünün bakalım siz hem çevreci hem de betonsever olarak anılabilir misiniz? Size birileri  “çevreci Fatma” derken birileri de kalkıp “beton Fatma” diyebilir mi? Çevreci Ayşe’nin ya da Fatma’nın haydi Ferdi olsun adı fark etmez, çevrecilerin yönettiği ilçeye yılda bir milyon metreküp betonu dökebilir misiniz? Buna müsaade eder mi gerçekten  çevreci olanın  doğa sevgisi ile dolu vicdanı?

Suç kimde peki diyende mi dedirtende mi? Suçun adı ne ?İki yüzlülük mü halkı aldatmak mı yoksa vatan hainliğine kadar açılır mı kapı?

Hakikat şu ki; bugün ülke şartlarında bu santraller elektrik üretmek zorunda. Yarın doğru zemine kavuştuğunda kapatılma olur mu olur…Zemin doğru olunca kat çıkmaya kim ne diyecek?

Ama şimdi?

Haydi selametle…

Yayınlama: 18.06.2025
A+
A-
REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.