Hanımlar, beyler… Akli melekeleriniz yerinde mi? Sizin için endişelenmeye başladık.
Bu koltuk hırsının, dışarıya ateşi taşan bu hiddetin, bu nefret dilinin, kardeşi kardeşe kırdıran bu anlayışın, bu ayrışmanın sizin partinizde ne işi var?
Toplumun kabuk tutsa da yerinde duran yaralarını kanatmaya, yeniden hatırlatmaya ne hakkınız var?
Bu cüretiniz mi yaşatıyor Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün mirasını?
Bu kutuplaştırıcı dille mi iktidar olacaksınız?
Bu ayrışmayı teşvik ederek mi halkın yarasına merhem olacaksınız?
“Bu kadar saygısızlık olmaz” dediğimiz her günün ertesi, daha fazlasına uyandığımız bu tabloyu tarih kitapları nasıl yazacak?
Çocuklarınıza ne anlatacaksınız?
“Ülkenin etrafı ateş çemberiyken, biz içeride yeni cepheler açmak için elimizden geleni yaptık” mı diyeceksiniz?
Bu ülke, insanın vicdanını yaralayan dünlere yeniden kapı aralamaktan ne kazanacak?
Bir fotoğrafa atılan bir çarpı, bazılarınız için sıradan bir siyasi tavır olabilir. Ancak bu toplumun hafızasında bazı işaretlerin çok daha derin anlamları vardır. Acıları, korkuları, ayrışmayı ve ötekileştirmeyi hatırlatır.
Siyaset, yalnızca niyetle değil; toplumda uyandırdığı duyguyla da ölçülür.
Cumhuriyeti kuran partinin mensupları, topluma yeni fay hatları üretmekle değil, eski yaraları sarmakla yükümlüdür.
Çünkü bu ülkenin artık daha fazla öfkeye, daha fazla cepheleşmeye, daha fazla “biz ve onlar” diline ihtiyacı yok.
Bu ülkenin; birbirini dinleyen, birbirinin varlığına saygı duyan, farklı düşünse de aynı masada oturabilen insanlara ihtiyacı var.
CHP, bir zamanlar barış için savaşanların partisiydi.
Biz, öyle kalmasını diliyoruz.
Sakın onu, kendi içinde savaşarak barışı unutanların partisine dönüştürmeyin.
Çünkü tarih, koltuk kavgalarını değil; yangın zamanlarında toplumu bir arada tutabilenleri hatırlar. Ve çocuklar, kendilerine bırakılan mirasın sadece kazanılmış seçimler değil, korunmuş bir toplumsal vicdan olduğunu bilmek ve o güvenle büyümek isterler.
Konu yalnızca Muğla değildir. Benzer örneklerin farklı şehirlerde de eş zamanlı yaşanmış olması, meselenin münferit bir olaydan ibaret olmadığını göstermektedir.
Ve ne yazık ki il başkanlıklarındaki yönetim ve kurumsal kültür zafiyeti de böylece görünür hâle gelmiştir.
Emir aldıklarınızın her kararını sorgusuz, sualsiz uygulamak zorunda değilsiniz.
Konu toplumun huzuruna, birlik ve beraberliğine, ortak hafızasına ve toplumsal barışa dokunuyorsa; bulunduğunuz makamın gereğini, partinizin tarihine ve kurucu değerlerine gölge düşürmeyecek şekilde yerine getirmek zorundasınız.
Çünkü bazı anlar vardır; orada verilen karar yalnızca bir fotoğrafın nereye asılacağına değil, bir toplumun hangi duygularla yaşayacağına da karar verir. Ve o anlarda sorumluluk, siyasi aidiyetlerin de üstündedir.
Haydi selametle…
