Geçinemiyoruz!
Bu sadece bir yakınma değil; ülkenin geniş bir kesiminin ortak gerçeği.
Her yıl aynı söz tekrar ediyor:
“Şartlar zor, bütçe izin vermiyor.”
Bu cümle öylesine sık duyulur oldu ki, adeta bir kalıp, bir refleks, bir savunma mekanizması…
Oysa bu ülke daha önce çok daha zor dönemlerden geçti.
Ve o dönemlerde bile en düşük gelirlinin ezilmesine izin verilmedi.
Bugün unutturulan bir gerçek var:
Bir zamanlar enflasyonun tavan yaptığı, bütçenin daraldığı yıllarda bile çalışanlar ve emekliler çok yüksek maaş artışları gördü.
1990’ların ortasını hatırlayanlar bilir… Refah Yol dönemidir. Başbakan Rahmetli Necmettin Erbakan’dır.
Enflasyon bugünkü gibi resmi rakamlarla tartışılmıyordu; bildiğin yüksek, ölçülebilir, kabul edilen bir enflasyon vardı.
%80–90 bandına sıkışmış bir fiyat artış dönemiydi.
Ama o zor dönemde bile yapılabilmişti:
Asgari ücrete yüzde 100’ü aşan zam
Emekliye güçlü iyileştirmeler
Kamu çalışanlarına reel toparlanma sağlayan artışlar…
Ekonominin dar olduğu, gelirlerin sınırlı olduğu, bugünle kıyaslandığında devlet kapasitesinin bile daha düşük olduğu yıllardı bunlar.
Ama oldu.
Yapıldı.
Ülke bunu tolere etti.
Kimse “imkânsız” demedi.
Bugün ise aynı ekonomik ağırlıkların gölgesinde “yapılamaz” deniyor.
Toplum hafızası da açık ve demek ki mesele yapılamazlık değil, yapılmak istenip istenmediği diye düşünüyor!
Bugün koalisyon yok. Ama en düşük gelirlinin tek maaşı, tek gider kalemini bile karşılamıyor.
Bunun sebebi nedir?
Emekli maaşı 16 bin lira civarında.
Asgari ücret 22 bin lira seviyesinde.
Bu iki rakamın bir eve girip de bir kira ödemesine yetmemesi bile başlı başına bir tablo.
Kalan tüm ihtiyaçlar kredi kartlarına yüklenmiş durumda.
Bu bir siyasi tartışma değil; mutfakta kaynayan suyun sesi.
Sıcağın, faturanın, pazar filesinin, kira kontratının sesi.
Emekli bugün zam değil, hakkının korunmasını istiyor.
Yıllardır biriken alım gücü kaybı, küçük dokunuşlarla onarılabilecek bir yara değil artık.
Birçok ekonomist, son yıllarda emekli maaşlarının reel olarak önemli oranda gerilediğine dikkat çekiyor.
Sokaktaki hayat da aynı şeyin altını çiziyor.
Bu nedenle talep bir “lütuf” değil.
“Kaybettiğimi geri verin” talebi.
Zor yıllarda yapılabilen şeylerin bugün yapılamaması, bugün artık başka sorular doğuruyor.
Türkiye bugün, 90’lara göre daha büyük bir ekonomiye sahip.
Vergi gelirleri daha yüksek.
Devletin kaynak çeşitliliği daha geniş.
Turizm, ihracat, üretim kapasitesi geçmişin çok üzerinde.
Hal böyleyken:
En zor yıllarda mümkün olan maaş gerçekleri, bugün neden mümkün değil?
Bu soru doğal olarak zihinlerde dolaşıyor.
Bu soru doğal olarak cevap bekliyor.
Ve bu soru doğal olarak, kimseyi hedef göstermeden, yalnızca politikaların sonuçlarına bakarak soruluyor.
Bugün tartışma imkân üzerine değil, tercih üzerine.
Tarih diyor ki:
“İmkânsız görünen zamanlarda bile yapılabildi.”
Bugün tartışılan ise şu:
“Şimdi neden yapılmıyor?”
Ekonomiler sadece matematikle değil, önceliklerle yönetilir.
Bugün toplumun geniş kesimi tam olarak bu önceliğin nerede olduğunu sorguluyor.
Sayın Yetkililer: Halk dipte ve dipteki gerçeğin sesi inkâr edilemiyor.
Gündelik hayat, mutfak, pazar, kira…
Hepsi aynı şeyi söylüyor:
“Biz daha önce böyle ezilmemiştik, bu kadar yalnız bırakılmamıştık!”
Bu ülke çok şey gördü, çok şey atlattı.
Ama düşük gelirlinin bu derece sıkıştığı bir dönem, hafızalarda çok az.
Ve bugün halkın sorduğu tekrar tekrar sorduğu tek bir soru var:
“Geçmişin en zor dönemlerinde mümkün olan, bugün neden mümkün değil?”
Haydi selametle…
