15 TEMMUZ’UN 10. YILINDA AYNI TEHLİKE, YENİ İSİMLER

Gazetecilik asla sessiz olamaz: bu onun en büyük erdemidir ve en büyük hatasıdır.

Bundan tam on yıl önce, bu ülkenin namlusunu kendi vatandaşına çeviren gözü dönmüş bir ihanet şebekesinin, FETÖ TERÖR ÖRGÜTÜ’nün kanlı kalkışmasına hep birlikte şahit olduk. O gece, devletin kılcal damarlarına sızan bir yapının bir ülkeyi nasıl uçurumun kenarına sürükleyebileceğini acı bir tecrübeyle öğrendik. Darbe girişiminin hemen ardından sıcağı sıcağına kaleme aldığım makalede tek bir temennim, tek bir çığlığım vardı: “Umarım bu yapıdan boşalan yerlere yeni cemaatler, yeni tarikatlar yerleştirilerek aynı hata tekrarlanmaz.”

Bugün, aradan geçen koca bir on yılın ardından geriye dönüp baktığımızda, ne yazık ki tarihin en ilkel, en kör noktada tekerrür ettiğini görüyoruz. FETÖ TERÖR ÖRGÜTÜ tasfiyesiyle boşalan koltuklara, devletin stratejik kurumlarına, bakanlıklarına ve bürokrasisine bu kez başka adlar altında, ama aynı sinsi kararlılıkla sızan yeni yapılar türedi. Dün “ALNI SECDEYE GELİYOR” diye gösterilen müsamahanın faturasını bu millet kanıyla ödedi; bugün ise MENZİL başta olmak üzere SÜLEYMANCI-NURCU benzer tarikat ve cemaat yapılanmalarının devlet kadrolarında kök salmasına göz yummak, aynı uçuruma bile isteye yürümektir.

BİAT KÜLTÜRÜ DEVLET GELENEĞİNİ YOK EDİYOR

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, gücünü tarikat şeyhlerinin icazetinden değil, asırlık devlet geleneklerinden, liyakatten ve anayasal bağından alır. Devlet gelenekleri bir kez yıkılırsa, kurumların yerini klikler, sadakatin yerini ise Şıhlara-ŞEYLERE verilen biat yeminleri alır. Bugün kamuoyuna ve meclis kürsülerine kadar yansıyan araştırma önergelerinde, belirli bakanlıkların adeta tek bir cemaatin arka bahçesine dönüştüğü iddiaları açıkça tartışılmaktadır.

Bu sızma hareketi, geçmiştekinden çok daha temkinli, çok daha sağlam adımlarla ilerliyor. Kendilerini “OY KİTLESİ veya “ÜLKE SERMAYESİNİN ÖNEMLİ PAYDAŞI” olarak pazarlayan bu yapılar karşısında sessiz kalmak, bu ülkenin bağımsızlığına ihanettir. Hiçbir klik, hiçbir cemaat veya ticari ortaklık, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğinin ve milli güvenliğinin üzerinde olamaz. Devlet, ne seçim hesabı yapanların ne de sermaye gücünü arkasına alanların elinde oyuncak edilmeyecek kadar büyüktür.

ÖNÜNDE MİLLİ İBARESİ OLAN KUTSALIMIZIN TEMSİLCİLERİ

15 Temmuz’un anma günlerine sayılı günler kala, bu ülkenin kurucu değerlerine ve milli bağımsızlığına sadık kalmış bir kalem olarak devletin en üst kademelerini ve özellikle Milli İstihbarat Teşkilatı’nı (MİT) yeniden göreve ve tam teyakkuza davet ediyorum.

Bu yapıların devlet içindeki mali, idari ve bürokratik şeceresi eksiksiz tutulmalıdır.

“Bizdendir” ya da “zararsızdır” denilerek alan açılan her cemaat, günün sonunda kendi ajandasını devletin anayasal düzeninin önüne koyacaktır.

Tarih bize göstermiştir ki; kamusal alanda liyakat yerine cemaat referansını koyduğunuz an, devlet mekanizması içeriden çürümeye başlar.

KAPIMIZDAKİ URGANLAR VE TEHDİTLER BİZİ YILDIRMAZ. AS OLAN DEVLETTİR

Yıllardır bu mücadelenin ön safında yer almanın bedeli olarak kapımıza mesaj vermek için urgan bağlayanlar, yanımızda şirinlik yapıp arkamızdan hançer saplayanlar şunu çok iyi bilmelidir: Bizim ömrümüz bu hainlerin hırslarını görmeye yetmese bile, bu devletin hafızası ve bu milletin bağımsızlık karakteri baki kalacaktır.

FETÖ TERÖR ÖRGÜTÜ  ile mücadele ederken gösterilen refleks, bugün devletin içinde sinsice büyüyen tüm paralel yapılar için de harfiyen ve tavizsiz uygulanmalıdır. Aksi takdirde, on yıl önce savuşturulan felaketin daha büyüğüyle yüzleşmek kaçınılmaz olacaktır. Devlet, gelenekleriyle ve liyakatiyle yaşar; tarikatların gölgesinde değil!

Yayınlama: 05.07.2026
A+
A-
REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.