Ast Olmasa Üst Olur mu?

Bir toplumda her görev önemlidir ama bazı görevler hayati önem taşır.

Bir okulun kapısını her sabah öğretmen açar; bir hastanın ateşini hemşire ölçer; adliye koridorlarının güvenliğini infaz koruma memuru sağlar; fabrikaların çarkını işçiler döndürür; depremde, selde, afetlerde ilk sahaya koşanlar yine onlar olur.

Kısacası bir ülkenin günlük yaşamı, görünmez ama vazgeçilmez bir emeğin omuzlarında ayakta durur.

Bu yüzden soruyu saklamadan sormak gerekiyor:

Ast olmasa üst olur mu?

Son günlerde yaşanan maaş tartışmaları bu soruyu yeniden karşımıza koydu.

Yıllardır ekonomik sıkıntılarla mücadele eden milyonlar asgari ücrette birkaç bin liralık iyileştirme için haftalarca süren görüşmeleri takip ediyor. Emeklinin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için önerilen artışlar ince ince tartılıyor. Bunları izliyor.

Bir puanın bile hesaplandığı, her adımın uzun tartışmalara kaldığı bir süreç yaşanıyor. Tüm bunlar toplum hafızasında yer edinmişken bir gecede üst düzey yöneticilere 30 bin lira seyyanen zam yapılması, toplumda haklı bir sorgulamayı tetikliyor.

Burada mesele kimsenin aldığı maaş değil.

Mesele, kimin emeğinin önceliklendirildiği. Mesele üstlere hep var olanın, astlara hiç yok olması. Gelir terazisinde artan uçurumun toplumsal vicdan için  rahatsız edici bir noktaya taşınması.

Örneğin; memur işyerine ulaşımı kendi cebinden ödediği toplu taşımaları kullanarak yaparken amirin hanımının AVM’ye makam aracında taşınması!

Bir ülkenin yönetimindeki “üst”, kendisini var eden “astın” emeğiyle mümkündür.

Makam odaları, makam araçları, şoförler, lojmanlar… Bunlar yönetimsel ihtiyaç olabilir; ancak ülkenin gerçek yükünü sırtlayan milyonların emeği olmadan hiçbir sistem işlemez.

Toplumun tepki koyduğu, kişilere değil; dengeye.

Yıllardır biriken adaletsizlik hissine…

“Benim emeğim neden bu kadar değersizleştiriliyor?” sorusuna…

Devletin tepesinde oturanların güçlü olması için, tabanın güçlü olması gerekir.

Astın yaşam güvencesi yoksa, üstün aldığı kararın da sahada karşılığı olmaz.

Yani mesele çok basit bir gerçeğe dayanıyor:

Bir ülkenin çatısını ayakta tutan kirişler çürürse, çatıyı yenilemenin hiçbir anlamı yoktur.

Bugün milyonlarca çalışan alın terinin karşılığını alamıyorsa, öğretmen barınma sorunu yaşıyorsa, mühendis ülkeyi terk etmeyi düşünüyorsa, emekli market raflarına mahcup bakıyorsa…

Üst düzey maaşların artırılması toplumsal adaleti değil, toplumsal kırılmayı büyütür.

Bu yüzden soruyu tekrar soralım:

Ast olmasa üst olur mu?

Bu soruya verilecek en dürüst cevap, ekonomik düzenlemelerde önceliğin kim olması gerektiğini de kendiliğinden ortaya çıkaracaktır.

Son olarak özetlemek gerekirse; Bir devleti ayakta tutan, en yukarıda oturanların konforu değil; en aşağıda çalışanların alın teridir.

Bu yüzden, ekonomik uçurumların derinleşmesi bu toplumda hiçbir zaman hoş karşılanmadı, bugün de hoş karşılanmıyor.

Çünkü biz biliyoruz ki:

Astın nefesi daralırsa, üstün gölgesi de küçülür.

Mevlana’nın yüzyıllar öncesinde Anadolu topraklarında söylediği sözü asla unutmamak gerekir:

“Sevgi insanı, adalet devleti ayakta tutar.”

Bu sözü bildiğimiz  sürece, hem birbirimizi hem de ülkemizi ayakta tutacak güce sahibiz.

Haydi selametle…

Yayınlama: 04.12.2025
A+
A-
REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.