Adalet Bakanı Akın Gürlek’in hafta sonu Diyarbakır’da yapmış olduğu sosyal medyada kimlik doğrulamasına ilişkin açıklama, alışıldık iki cepheyi yine karşı karşıya getirdi.
Bir tarafta “nihayet” diyenler,
diğer tarafta “özgürlük elden gidiyor” diye ses yükseltenler…
Ama mesele aslında ne sadece özgürlük, ne de sadece güvenlik.
Mesele şu:
Sözün bir bedeli olacak mı, olmayacak mı?
“Pazarcı Ayşe Teyze” Hiç Korkmadı Korkmaz!
Bu ülkede kendi adıyla yazan, röportajda konuşan, eleştiren, hatta sert eleştiren insanlar hep vardı.
Mahallede berber olan Hüseyin amca da vardı, herkese aynı mesafede
muhalif köşe yazarı da vardı,
sosyal medyada fikrini açıkça söyleyen sıradan yurttaş da…
Ortak özellikleri neydi?
Hakaret etmeden, iftira atmadan eleştiri ve saygı sınırını koruyarak yazmaları.
Ve ne oldu?
Ne susturuldular, ne de yok edildiler. Hala varlar ve olmalılar.
Çünkü eleştiri başka bir şeydir, itibar suikastı bambaşka.
Sorun “Anonimlik” değil diyenler var.
Doğru.
“Anonimlik” tek başına suç değil.
Ama Türkiye’de yaşanan sorun şuydu: Anonimlik, sorumluluk almamanın ve sınır tanımamanın bahanesine dönüştü.
* Sahte hesap aç
* İstediğine iftira at
* Yüzlerce bot hesapla linç başlat
* Sonra yok ol
Bedel? Yok.
İşte tartışılan düzenleme tam olarak bu “bedelsizlik” meselesine dokunuyor.
Devlete Güven Her Zaman Esastır!
Bu ülkede yıllardır bir cümle dolaşır:
“Türkiye’de adalet yok.”
Peki sonra ne olur?
En sert eleştiriyi yapan da, “hukuk bitti” diyen de…
Başına bir iş geldiğinde gider yine bu devletin kapısını çalar.
Mahkemeye gider.
Savcıya başvurur.
Hakkını burada arar.
Ve çoğu zaman da bulur.
Evet…
Adalet hata yapmaz mı? Yapar. Çünkü Taptuk Emre’nin de dediği gibi ” adalet ‘kadı’nın gözleri ile gördüğünden ibaret değildir. Bazen görünmezi görmek, anlamak zaman alabilir.”
Ancak yine o hatayı düzelten, görünmezi eninde sonunda fark eden mekanizma da yine bu sistemin içinden çıkar.
Mesele Güvenmek Değil Tanımak
Devlete güvenmek kör bir bağlılık değildir.
Devleti tamamen yok saymak da hiçbir zaman gerçekçi değildir.
Çünkü bu ülkede:
* Hakkını arayanın adresi belli
* İtiraz mekanizması var
* Yanlış kararlar bozulabiliyor
Yani sistem kusursuz değil, fakat kendi hatasını düzeltebilen bir yapıya sahip.
Asıl Korku Ne?
Gerçekten özgürlük mü gidiyor?
Yoksa…
İsimsiz cesaret mi bitiyor?
Çünkü bazıları için özgürlük şu anlama geliyordu:
“Kimliğim belli olmadan her şeyi söyleyebilmek.”
Oysa gerçek özgürlük:
Söylediğinin arkasında durabilmektir.
Yani bu mesele basit bir “maskeler düşüyor” meselesi değil.
Bu mesele: Sözün sahibine geri dönmesi meselesi.
Eğer bir cümle doğruysa,
altına imza atmaktan korkmazsın. Ben yıllardır her yazımın altına kendi imzamı atıyorum. Yıllardır kimlikte yazan adımla sosyal medyadayım. Kimseden bir çekinmem yok. Dahası yalnız değilim milyonlarcayım.
Hiç düşündünüz mü? Bizim neden hiç aklımıza gelmez başka bir isimle ona buna laf atmak?
Çünkü; biliyoruz aldığımız vebalin bir dönüşü her türlü olur! Dünya ayrımı da gözetmez kul hakkı! Kadife perdeler yetmez bizi aldığımız vebalin bedelinden korumaya…
Peki ya eğer yazdığımız o cümle sadece karanlıkta cesursa… İşte o zaman ışık rahatsız eder! O yüzden rahatsızlar…
Ve belki de ilk kez gerçekten şu soruyla karşı karşıyayız:
Yazdıklarımızın arkasında mıyız, yoksa aslında yazdıklarımızın arkasına mı saklanıyorduk?
Yazdıklarının arkasında olanlar için güneş doğdu,içimiz ferahladı! Görünmezlik pelerini içinde rahat eden karanlık klavye şövalyeleri için ise güneş batıyor!
Bugün olan tam da bu!
Yaşına başına bakmadan, bir çocuk gibi; hiçbir sorumluluk almadan , saklambaç oynamayı sevenler için maskeli baloda perde kapanıyor…
Bakan Gürlek’in açıklaması bana göre, dijital dünyada sadece klavye kullananların değil, gerçekten kelamı olanların kalacağı bir ortamı müjdeliyor. Sorumluluk almak, özgürlüğün kısıtlanması değil, aksine özgürlüğün bir bedeli ve onurudur.
Maskelerin düştüğü, sadece gerçek isimlerin ve yürekli fikirlerin konuştuğu sosyal er meydanında görüşmek üzere…
Haydi selametle…
