Akbelen’de bir cümle vardı.
“Ulan, bir ağaç kesilir mi!”
Bu cümle bir slogan değildi. Ama o gün bu cümlenin devamına denk gelen üstelik devlet büyüklerine kadar ulaşan, sert eleştirilerin başlangıç hitabıydı bu soru! Bu soruyu ve devamını dinlerken, doğrusu bir gün bu soruyu sorana “Ulan durduk yere ağaç yerinden sökülüp, yerine ruhsuz beton dökülür mü?” diye halkın hesap soracağını söyleseler asla inanmazdım.
Ayrıca halkın çoğunluğu halen “ulan” kelimesine ihtiyaç duymadan eleştirilerini sunabiliyor şükürler olsun!
Akbelen’de gerekçe belliydi.
Enerji arzı,
yerli üretim,
devlet politikası denmişti.
İtiraz edenler de net konuşmuştu:
“Elektrik başka türlü de üretilir. Ama ağaç kesmenin bahanesi bu olamaz.”
En azından ortada tartışılabilir bir sebep vardı.
Bugün Datça’dayız.
İskele Mahallesi Muhtarı Meriç Bora konuştu.
Belediye sustu.
Video kısa sürede binlerce kişiye ulaştı.
Bu bir sosyal medya öfkesi değil,
toplumsal bir geri bildirimdir.
Halka sorulmadan yapılan her iş hizmet değildir.
Adı konulmamış bir emrivakidir.
Ve halk, kendisine sorulmadan alınan kararları unutmaz.
Muğla Büyükşehir Belediyesi meclisinde Datça’daki ağaç sökümünün gündeme geldiği bilgisi kamuoyuna yansıdı.
Soru basitti:
“Ağaçlar neden söküldü?”
Cevap tanıdık:
“Asfalt bittikten sonra yeniden dikeceğiz.”
Oysa ağaç asfalt değildir.
Kazınıp sonra yerine konulamaz.
Bir ağacı söktüğünüzde yalnızca gövdesini değil;
yıllar içinde toprağın altında kurduğu kök sistemini,
oluşturduğu ekolojik dengeyi,
verdiği gölgeyi,
tuttuğu suyu,
barındırdığı canlıları da sökersiniz.
Yani yalnızca ağacı değil, zamanı sökersiniz. Bunun için çok geçerli bir sebebiniz olmalı!
“Sonra dikeriz” demek, yapılanı meşrulaştırmaz.
Bu bir gerekçe değil, mazerettir.
Ama mesele yalnızca Datça değil.
Menteşe’de de aynı feryat var.
Muğla Parkı,
Yalçın İnan Parkı,
Kışla Parkı,
Ersan Gümüşalan Parkı
Muğla Spor önü,
stadyum karşısı…
Nefes aldığımız alanlardı.
Toprağı vardı.
Gölgesi vardı.
Hafızası vardı.
Şimdi hepsi “yenileniyor”.
Ama bu yenilenme hayat katmıyor.
Hayatı söküyor.
Topraksız,
ağaçsız,
havuzsuz,
mermer ve beton ağırlıklı,
aynı tip,
ruhsuz projeler…
Park değil de beton ağırlıklı bir uzay üssü sanki.
Sorulması gereken soru çok basit:
Kim için yapılıyor?
Kime rağmen, kimin parası ile yapılıyor?
Neden halka sorulmuyor?
Diyelim ki sorulmadı.
Tepkiler yükselince, itirazlar görünür olunca
geri adım atmama cesareti nereden geliyor?
Bu güç,
“halka rağmen halka hizmet” anlayışının
yeniden depreşmesinden mi besleniyor?
Bu, Menteşe için yeni bir hikâye değil.
Karamehmet Mahallesi’nde,
yerel seçimler arifesinde,
mevcutta yeşil alan olan
ve afet anında Menteşe’nin sığınma alanı olarak tanımlanan bir yere
süpermarket inşaatı dikildi.
Çocuklar çıktı sahaya, yanında aileleri,
ellerinde kartonlar vardı.
Üzerinde tek bir cümle yazıyordu:
“Parkıma dokunma.”
Ne oldu?
Onlara rağmen inşaat yapıldı.
Sonra ne oldu?
Tepkiler büyüyünce,
“halkın talebi” denilerek
o yapı bu kez spor merkezine dönüştürüldü.
Yani sonuçta halkın dediği oldu ama
önce halk yok sayıldı.
Bugün Datça’da yaşanan da, Menteşe’de parklara yapılan da aynı zincirin halkası.
Önce karar alınıyor.
Sonra proje çiziliyor.
Sonra uygulama başlıyor.
Halk en sona bırakılıyor.
Beton, toprakla temasın yerini tutabilir mi?
Çocuklar mermer bloklara sarıldığında,
ağaca sarılmış sayılır mı?
Bu meseleleri görünür kılan, Datça’daki ağaç sökümünü kamuoyunun gündemine taşıyan
Datça’nın sesi gazeteci Sedat Kaya’ya
ve Muğla’da toprak için uzun süredir mücadele eden,
yeşil alanlara sahip çıkan
Özlem Ulay’a teşekkür etmek gerekir.
Çünkü konuşanlar oldukça,
soranlar oldukça,
hatırlatanlar oldukça
bu şehir tamamen susmaz. Korumak, biraz da söz yükseltmek ile olur.
Akbelen’de direnişin sembolü olan ağaç,
Datça’da asfalta,
Menteşe’de betona yenildiyse
burada kaybedilen yalnızca doğa değildir.
Sözdür. İlkelerdir. Güvendir.
Söylemleriniz eylemlerinizle barışmadan sıfatı geçtim ismi tutamazsınız olduğu yerde.
Haydi selametle…
