İlkenin Susma Hakkı Yoktur!

“Bugün CHP’de gerçekten Altı Ok’u mu konuşuyoruz, yoksa sadece okların hangi yöne çevrileceğini mi?”

Aylardır Türkiye’nin kurucu partisi CHP gündemde.

Hiçbir siyasi partiye üyeliği olmayan, kalemini kişiler için değil; ilkeler, kavramlar ve kamu vicdanı adına kullanan bir yazar olarak soruyorum:

Bu ülkede gerçekten neyi tartışıyoruz?

Bugün ana muhalefette yaşanan bölünmeyi hangi ilkeye göre tartışıyoruz?

Cumhuriyetçilik susarsa, egemenlik kişilerin gölgesinde kalır.

Bugün tartıştığımız bu mu?

Milliyetçilik susarsa, ortak aidiyet yerini ayrışmaya bırakır.

Bugün bunun kavgasını mı veriyoruz?

Halkçılık susarsa, halkın sesi değil, güç sahiplerinin sesi duyulur.

Konuştuğumuz gerçekten halk mı?

Devletçilik susarsa, kamu yararı yerine çıkar hesapları konuşur.

Bugünkü tartışmaların merkezinde kamu yararı mı var?

Laiklik susarsa, özgürlükler sessizce aşınır.

Bugün bu ilke üzerine mi ayrışıyoruz?

Devrimcilik susarsa, değişim durur, ezberler iktidar olur.

Peki değişim dediğimiz nedir?

38.Kurultay öncesinde topluma anlatılan değişim; bugün halkın daha güçlü bir muhalefete kavuşmasını mı sağladı, yoksa sadece parti içindeki güç dengelerini mi değiştirdi?

Fikirlerin yenilenmesi miydi?

Yoksa sadece koltukların el değiştirmesi mi?

Şimdi kendimize dürüstçe soralım…

Bugün hangi ilkenin peşindeyiz?

Hangisinin söz hakkı var?

Hangisinin varlığını ya da yokluğunu tartışıyoruz?

Hangisinin tarafındayız?

Yoksa artık ilkelerin değil, kişilerin tarafını mı tutuyoruz?

Belki de asıl mesele budur.

Atatürk’e atfedilen ve yıllardır kürsülerden gururla tekrarlanan bir söz vardır:

“Benim iki büyük eserim vardır; biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi’dir.”

Bu sözün Atatürk’ün kaleminden çıktığını gösteren tartışmasız bir belge ya da Nutuk’ta birebir geçtiği bir bölüm bulunup bulunmadığı tarihçilerin tartışma alanıdır. Ancak şu inkâr edilemez:

Bu söz, yıllardır CHP adına siyaset yapanların dilinden hiç düşmedi.

Bugün farklı siyasi saflarda olanların da…

Dün bu sözü kürsülerden alkışlarla okuyanların da…

Peki geriye ne kaldı?

Söz mü?

Yoksa o sözün işaret ettiği ilkeler veyahut miras  mı?

Çünkü bir siyasi hareketi ayakta tutan; amblemi, sloganı ya da lideri değildir.

Onu ayakta tutan; savunduğunu söylediği ilkeler,ona emanet edilen kültür mirası ve tüm bunların sorumluluğunda gereğini yapma cesareti ile  gerektiğinde o ilkeler uğruna bedel ödeyebilmesidir.

İlkeler sustuğunda konuşan kişiler olur.

Kişiler büyüdükçe ilkeler küçülür.

Kişiler konuştuğunda taraflar çoğalır, değerler azalır.

Ve bir ülkede ilkeler unutulmaya başladığında kaybeden sadece bir parti olmaz.

Cumhuriyet kaybeder.

Demokrasi kaybeder.

En sonunda da millet kaybeder.

Bu yüzden, ilkenin susma hakkı yoktur.

İlkesiz siyasete alkış tutmayız.

Çünkü ilkeler, taraftarı olanların değil; gerektiğinde bedel ödeyenlerin omuzlarında yaşar.

Bedel ödemeyenlerin ilkeleri değil, sadece mazeretleri ve kaçışları vardır.

Peki siz… En son ne zaman bir ilkeniz uğruna bedel ödediniz?

Haydi selametle…

Yayınlama: 22.07.2026
A+
A-
REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.