Muğla yine diken üstünde.
Yıllardır termik santrallerle yaşayan, üç kuşaktır bu tesislerde alın teri döken halk, bugün bambaşka bir tartışmanın eşiğinde: Limak ve İÇTAŞ’ın sahip olduğu santrale Afganistan ve Pakistan’dan yüzlerce işçi getirileceği iddiası. İddia sahibi CHP Muğla Milletvekili Cumhur Uzun. Sosyal medya hesabından tek tek açıklamış durumu.
Evet, konu mülteci meselesi gibi görünse de aslında değil.
Mesele, yerel emeğin hiçe sayılmasıyla kökü dışarıda bir kâr hırsının, bizzat santralin üstüne çökmesiyle ilgili.
Muğla halkı yıllardır şunu bilir:
“Biz burada yaşıyoruz, biz burada çalışıyoruz, biz bu tesislerin acısını da ekmeğini de gördük.”
Kimse inkar etmez: Ne aldığını ne verdiğini!
Bugün bölge insanı işsizlikle boğuşurken, dışarıdan işçi getirilmesi, doğal olarak kabul edilebilir bir seçenek değil. Üstelik on yıllardır santrallerin “yerel istihdam” söylemiyle bölgedeki pek çok tartışmayı perdelediğini hatırlarsak… Şimdi o perdenin arkası, hiç de masum olmayan gerekçelerle aralanıyor gibi.
Şirketlerin cevabı ise hep aynı: “İhtiyaç var.”
Ne hikmetse bu ihtiyaç, yerel işsizliği görmez, yerel gençliği yok sayar, bölgenin sosyolojik hassasiyetini hesaplamaz.
Ama nedense hesap kitap kâr marjına gelince, orada hassasiyet bir anda milimetrik çalışır.
Üç nesildir o santralin sıcağına, kömürüne, ağır koşullarına dayanmış, tüm hayatları hatta gençlerinin hayalleri santralde çalışmak olmuş Muğlalı emekçiler şimdi kendilerine soruyor:
“Biz bu kadar yıl neye emek verdik ve neyin bedelini ödedik?”
Bu sorunun muhatabı, kârı yükseltmek için işçilik maliyetini düşürmeyi çözüm sanan taşeron aklıdır.
Bugüne kadar “enerji arzı”, “yerli üretim”, “ekonomik katkı” gibi süslü cümlelerin arkasına sığınıp işleri tıkırında gidenler; aynı şirketler bugün Muğla’nın sosyal dokusunu hiçe sayarak yol almak istiyor.
Muğla halkı haklı olarak tepki gösteriyor:
“Biz burada doğduk, burada büyüdük, burada çalıştık. Şimdi bizi yok saymanın adı ne?”
Bir bölgenin emeğini, kültürünü, hafızasını bu kadar kolay silmeye kalkmak, yalnızca ekonomik değil, toplumsal bir kırılmadır.
O kırılmayı yaratan da devlet değil; o kırılmayı yaratan, sürekli daha ucuza iş çıkarabileceğini sanan, insan yerine maliyet kalemi gören şirket zihniyetidir.
Bugün Muğla’nın itirazı, bir emeğe sahip çıkma meselesidir.
Bir onur meselesidir.
Bir hak bilme meselesidir.
Kimseye düşmanlık değil; adaletsizliğe itirazdır ve bu itirazın adresi çok açıktır:
Bu topraklarda yaşayan insanı değil, bu topraklardan yalnızca kâr devşirmeyi düşünenler.
Muğla’nın son sözü şudur:
“Bizim emeğimizi yok sayamazsınız. Bu topraklarda yaşayan biziz, cefasını çeken biziz, eğer sonunda bir sefa varsa o da Muğla’nın Muğlalıların hakkıdır. ”
Muğlalılara sordunuz mu şirket yöneticileri; Pakistanlı Afgan komşu ister misiniz? diye. Soruyorum: Bunun kararını da mı siz vereceksiniz?
Haydi selametle…
