Muğla…
Önümüze yazılı gelen danışman mektuplarına baksanız ülkenin gözbebeği. Ama bugün gözbebeğimizin üzerinde ağır bir atalet var. Bir şehrin, yıllar boyunca üst üste binmiş ihmallerle, yanlış tercihlerle, cevapsız kalan sorularla nasıl içten içe çürüdüğünü izlemek insanın içini acıtıyor. Çünkü bu şehirde kimse hak ettiği hayatı yaşamıyor.
Sosyal medyada bir pazarcı teyzeyi izledim.
Elindeki kuru ekmeği gösterip “İçine koyacak peynir alamıyorum,” diyor. “Boş yiyorum.” Şeftaliye bakıyor, “Bir yaz boyunca 100 liraydı, sadece bakabildim,” diye ekliyor. Sonra sessizce şöyle diyor: “Evime misafir gelecek diye korkuyorum. Misafir , katıksız ağırlanır mı?”
İşte yurttaşın en yalın, en çıplak gerçeği bu.
Turistin fotoğraf çektiği tezgâhların tam arkasında, kendi şehrinin ürününe eli uzanamayan insanlar…Sadece ürünü olsa iyi doğasının tadına varamayan bir yaz boyunca çalışmaktan deniz yüzü görmemiş binler yaşıyor bu şehirde. Kıyıya ulaşmanın da paralı adımları var…Siyasetin halk için değil halkın sırtından yapıldığının en net örneği:Kıyılar…
Öğrenciler ayakta kalmak için okurken çalışmak zorunda, gençler için kaliteli gıdaya ulaşmak lüks olmuş.
Emekliler dışarı çıkmaya korkuyor; temel ihtiyaçlar her ay yeniden pahalanıyor. Ulaşım pahalı. Emlak vergileri desen tepki topluyor. Belediye hizmetleri yetersiz ve tartışmalı.
Su faturaları pahalı. Sayaç okumalar halkın gündeminde. Bu bile düzen duygusunun yitirildiğini gösteriyor.
Peki aynı şehirde bütçe yok mu? Olmaz olur mu var. Ama kamu kaynaklarının doğru ve etkili kullanımında sıkıntı bol. Sayıştay Raporlarını okuyanlar yüzleşiyor bu gerçekle.
Mesela; Büyükşehir Belediyesi’nin veri toplama ve kamuoyu araştırmaları için ayırdığı 61 milyon TL’lik bütçesi var. Bağış olarak kabul edilen anonim şirkete aktarılmış. Sonra bir daha aynı yöntemle tanıtım için 7,2 milyon TL ayrılmış. Yöntem tartışmalı, ayrılan bütçe yurttaşın yaşadıklarına bakınca israf!
Vatandaşın başı su ile belada Muğla’da. Ya evinde musluktan ulaşamıyor suya ya da sokakta fazla akan sudan dolayı maddi kayıp ve boğulma tehlikesi yaşıyor.
Bu tabloyu görüp de sorgulamamak mümkün değil. Çünkü bu sadece ekonomik zorluk değil; bu, yönetim anlayışıyla ilgili bir mesele.
Top çevirmelere alan açmadan belirteyim: Muğla’da sorun tek bir kurumda değil. Ne belediye ile sınırlı, ne tek bir siyasi görüşle açıklanabilir.
Bu geniş çaplı vasatlığın kökleri, şehrin neredeyse bütün idaresine yayılmış durumda.
Ve en acısı… Şehit cenazesinde gördük o tutumu.
Devlet ciddiyetini temsil etmesi gereken bazı protokol üyelerinin dağınık, umursamaz ve yakışıksız görüntüleri toplumun vicdanını yaraladı.
Kimseyi suçlamıyorum; ama o görüntülerin bu şehirdeki idari rehavetin, saygı erozyonunun ve sorumluluk eksikliğinin en görünür hâli olduğunun altını çizmek lazım.
Halk soruyor: Kimden ne bekliyoruz!
Marmaris’te devam eden bir dava var. Ben de yeni duydum. Vakti zamanında dava açıldığında manşetlere taşınmış. Konu ne?
Düşük gelirli yurttaşlara gönderildiği iddia edilen devlet yardımlarının vatandaşa ulaşıp ulaşmadığı…Üç beş kişi tarafından iç edilip edilmediği.. Yıllara yayılan bir süreç…
Bu konuda nihai sözü elbette mahkeme söyleyecek.
Ama şu bile başlı başına ürkütücü değil mi?
“Yoksulun hakkı” üzerinden böyle bir davanın Muğla’da açılabilmesi…
İşte vasatlığın geldiği nokta burası:
İnsanın ekmeğinden, öğrencinin kirasından, emeklinin maaşından, hatta yoksulun yardımından bile tereddüt doğuran bir düzensizliği “düzen” olarak mı tanımlıyoruz?
Siyasete bakıyorsunuz…
Halef-selef kavgaları, kurumsal krizler, iç tartışmalar, birbirini suçlayan açıklamalar…
Ay geçse de yönetimi oluşturamayan hükümet partisi bir tarafta..
Diğer yanda 102 yıllık köklü bir partinin dahi kendi içinde bu kadar savrulması, şehrin genelindeki yönetim krizinin bir yansıması değil de nedir?
Ha bir de şehidin cenazesinde yaşananları bile sessizlikle karşılayan alternatif diğer siyasi partiler…
Öyle güzel koltuklarda oturuyorlar ki uyandırmaya kıyamıyor yurttaş. Uyanıp başkan belirleyip sonra devam ediyorlar uykularına…
Bu şehirde koltuk çok, hesap verme az.
İşte bu yüzden Muğla kötü yönetiliyor.
Ve bütün bu tablonun karşısında hâlâ dimdik duran yalnızca halk:
Boş ekmeğiyle pazara çıkan teyze, kiraya çalışan öğrenci, torununa harçlık veremeyen emekli…
O halde en yüksek sesle söyleme zamanı geldi:
Muğla bu vasatlığı hak etmiyor!
Halkın adalet, saydamlık, liyakat talebi; her türlü siyasi kaygının üzerindedir.
Bu şehir artık bahaneleri değil, çözümü hak ediyor.
Ve evet…
Muğla’da bu vasatlığın bitmesi lazım.
Çünkü bu şehir milletvekillerinin övünerek dediği gibi Türkiye’nin bir incisi ve daha azını değil çok daha iyisini hak ediyor.
Özetle, sayın yetkililer, kıymetli bilgililer; bir gram samimiyetiniz kaldıysa onu sizi var eden yurdun bu değerli şehrine evlatlarımızın yarını için bağışlar mısınız?
Haydi selametle…
