Sevgili yurttaşlar, daha sevgili yurttaşlar, en sevgililer ve öteki mahallenin sevgilileri… Hepiniz bu ortak akıl toplantısına hoş geldiniz.
Bugün herkesin ağzında aynı konu: CHP il başkanlığı kapıları polislerle açılıyor, eski “can ciğer kuzu sarması” arkadaşlar birbirine “hain, satılmış, işbirlikçi” diye sesleniyor. İzmir, İstanbul, Osmaniye… Manzarayı izleyince, insan “Acaba siyaset mi yaptılar, yoksa eski usul mahalle kavgasını günümüze mi taşıdılar?” diye sorası geliyor.
Sonra bir soru daha çıkıyor apansız, meydanda buluyor kendini: Kendi doğrularınızı küfürsüz, hakaretsiz savunmaya neyiniz yetersiz?
Oysa hepimiz birilerinin en sevdikleriyiz! Dahası ne olursa olsun, her koşulda sevgi ve saygıyı yüceltmeyi bilmeliyiz! Çünkü biz “yarının atalarıyız”! Giriş kısmını yanlış anlayanlar için açıklama paragrafıdır bu! Fikriniz ne kadar temiz kalmış kararı siz verin…
Öfke o kadar gürültülü ki, vicdanın incecik fısıltısını duymak için kulak tıkacı lazım. Gelin o meşhur teraziyi ortaya koyalım da tartalım. Ama dikkat: Terazi siyasi rüzgâra göre eğilmesin; yoksa yine “bizimkiler” deyince hafif, “öbürküler” deyince ağır gelecek.
Bilgi mi, Duyum mu?
Kurultay fırtınası, mahkeme koridorları, “mutlak butlan” kararları… Dosyayı gerçekten okudunuz mu, yoksa sadece WhatsApp grubundaki “güvenilir kaynak” amcanın özetini mi dinlediniz? Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak bu memlekette milli spor haline geldi. Tribünden yorum yapmak kolay, sahaya inip hakem kararını incelemek yorucu.
İlke mi, İsim mi?
CHP’nin altı okundan hangisinde “Düşüncen farklıysa defol” yazıyor? Hangisi “Benim adamım yapınca meşru, seninki yapınca ihanet” diyor? Yok öyle bir ok. Ama belli ki bazıları okları çoktan delegelerin sırtına saplamış durumda.
Hatırları kalmasın; diğer partilerde de durum farklı değil: Gücü eline alan hemen kendine bir ‘kitabına uydurma’ kılıfı buluyor, kuralları kendi zümresi için esnetiyor. Vitrindeki sloganlar değişiyor ama kayırma çarkı hep aynı dönüyor. Halk, her şeyin farkında!
Hukuk mu, İşimize Gelen mi?
Mahkeme kararı hoşunuza gitmediğinde “Yargı siyasallaştı!” diye ortalığı ayağa kaldırıyorsunuz. Ya kendi istediğiniz yönde karar çıksaydı? Ya da yarın, bu kadar tartışmaya açtığınız yargı üst mahkemeden kararı sizin istediğiniz yöne döndürse ne olacak? O zaman birden “Türk yargısı gururumuzdur” mu olacak mottonuz?
Hukuk, sonuç beğenilince değil, kural herkese aynı uygulanınca değerli. Bu kadar basit ama uygulaması o kadar zor ki; sanki siyasette “zor” kelimesi yasaklanmış.
Demokrasi mi, Mahalle Baskısı mı?
Yıllarca “İktidar baskısı” diye yırtınanlar, şimdi kendi içlerinde muhalif olana “dış mihrak” muamelesi yapıyor. Klasik… Karşı tarafın yaptığı her şeyi “faşistlik” diye eleştirip, kendi yaptıklarına “iç demokrasi” demek siyasetin en eski komedisidir. Seyircisi bol, alkışı garanti. Daha kaç perde sürer bu yoğun tekrarlı ilgi?
Samimiyet mi, Çıkar mı?
Muğla’da iştirak şirketleri, ihaleler manşetlere konu oldu! Yetmedi; “delegenin ihtiyacını karşıla, oyunu al” düzeni, bir başkan ve eski bir vekil tarafından bizzat başlıklara taşındı: “Ben de rüşvet verdim!” dedi.
Sonra ne oldu? Ortalık neden sessizliğe büründü? Çünkü “bizimkiler” yapınca “stratejik hamle”, başkası yapınca “yolsuzluk” oluyor.
Bu çark o kadar döner ki, sonunda “Cumhuriyetçilik” ve “Halkçılık” ilkeleri “Ne kadar da esnek bir ilkeymişim” diye iç geçirirken bulur kendilerini.
Şimdi yazdıklarımı okurken, verdiğin bu pozu da beğenmez, fotoğrafı silmeye kalkarsın; hatta bana bile küfredersin, ağız alışkanlığın oldu ne de olsa… Yapma kardeşim! Kendi bilginden, görgünden sapma! Görünen gerçeklerin üstü kolay örtülmez. Güldürme düşmanı kendi düştüğün haline…
Öfke iyi bir rehber değildir. Nefis doyar diye bekleme; seni de yer, yine doymaz!
Cesaret mi, Sessizlik mi?
Belgelerle örülmüş iddialar ortaya dökülüyor, sorular soruluyor; ne bir tekzip geliyor ne de tatmin edici bir cevap.
Sessizlik harika bir savunma yöntemi: Ne yalanla uğraş ne doğruyla, sadece sus… Fakat susmak, bazen en büyük suç ortaklığıdır. Beni asıl şaşırtan; hâlâ şaşıracak bir halimizin kalmış olması; susanların dönüp bir de “Niye sorgulamıyorsunuz?” diye öbür tarafa veryansın etmesi. İroni zirvede!
Bakın, mesele şu: Siyaseti kişilere endekslediğiniz anda fanatizm, ilkelere endekslediğiniz anda ihtimal doğuyor.
AK Parti’si, CHP’si, MHP’si, İYİ’si ve niceleri…Hepsi aynı aynaya baksın. Aynanın adı vicdandır, hukuktur, ilkedir.
Eğer terazinizde öfke, koltuk sevgisi ve “bizim güçlü adam” ağır basıyorsa, o zaman “haklıyken haksız duruma düşmek” konusunda rakipsizsiniz demektir. Tebrikler, bu ligde şampiyonluk sizin!
Vicdanın sesini duyalım kapıyı çilingirle değil, mantıkla, akılla, bilgiyle, sağduyu ile açalım. Yoksa bu memlekette ne kapı kalır ne de kilit.
Bugünü değil yarınları düşünme vaktimiz ne zaman gelecek?
Bu arada, Kuvayi Milliye’yi ağzına dolayanlara söyleyin: “Bugün karşılarında bir Kuvayi Milliye kahramanı görseler yüzüne bakabilirler mi?” sorusuna cevapları hazır değilse hiç söze girmesinler. Yanlış yerdeler! Aman diyeyim!
Derinlerde yüzme bilmek de yetmez bazen…
Peki, siz deve cüce oyununu bilir misiniz?
Haydi selametle…
