Geçtigimiz hafta sonu Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil Servisi, bulantı ve kusma şikayetiyle gelen miniklerle dolup taşmış. Görevli bir doktorumuz da tertemiz bir meslek refleksiyle, bakmış hikayeler aynı yerde başlayıp bitiyor “Yahu bu çocukların durumu normal değil, denizden mi kapıyorlar nedir, aman aileler dikkat etsin, yetkililer denize bir baksın” diyerek sosyal medyadan insani bir çığlık atmış.
Duyarlı bir habercilik örneği gösteren yerelde Yenigün Gazetesi ve ulusalda Cumhuriyet Gazetesi de durumu hemen haberleştirmiş.
Muğla Tabip Odası ve Muğla’da yer alan çevreci derneklerinin de açıklamaları sosyal medyada ve bahsi geçen haberlerde paylaşıldı.
Derken… Sihirli bir değnek dokundu ve haberin kaynağı olan o video internet deryasından puf diye uçtu, sırra kadem bastı!
Muazzam bir kriz yönetimi! Muhteşem bir çevre politikası!
Gerçekten ayakta alkışlıyorum. Demek ki neymiş? Muğla’da deniz kirliyse, gidip numune almaya, arıtmaya kafa yormaya, altyapıyı düzeltmeye gerek yokmuş. Videoyu sildin mi, deniz zaten kendi kendini Akvaryum Koyu’na çeviriyormuş! Müthiş pratik. Eğer bu mantık tutarsa, yakında çocuk acildeki yoğunluğu çözmek için hastaneyi kapatmayı, enflasyonu düşürmek için de TÜİK binasını tamamen ortadan kaldırmayı teklif ediyorum. Ne de olsa görünmeyen dert, dert değildir!
Bizim memlekette bazılarımızın sorun çözme refleksi “halının altına süpürme” üzerine kurulu. Hani halıyı kaldırsak altından kayıp kıtalar, antik medeniyetler çıkacak. Problemi çözmeye değil, problemi söyleyenin sesini kısmaya ayarlanmış dijital birer sansür makinesi gibiyiz.
Ama beyler, hanımlar; ortada konuşulması gereken asıl mesele bir video ya da tıklanma rekoru değil. Asıl mesele, o çocukların midesini bulandıran, gerçeklerimiz!
2009 yılından beri seçim vaadi içinde Fethiye Körfezi’nin durumu, Marmaris Çevrecileri Derneği raporları da ortada. Geçen sene Bodrum’dan, Marmaris’ten denize boşalan kanalizasyonlar, deşarjlar da yansıdı haberlere. Arıtma tesislerinin yetersizliği de bilinen gerçek.. Geçen sene de Bodrum’dan bir halk sağlığı merkezinden benzer vakalarla ilgili bilgi aktarımı yapılmıştı. Fethiye Ölüdeniz ‘de plankton artışı ile deniz analarının popülasyonun çoğalması da konuşuldu.
Sanırım anlaşılamayan olay şu: Eğer denizlerimizde bir kirlilik riski varsa; bu sadece bir işletmenin, üç beş turistin ya da x şahsının koltukta kalıp kalmama meselesi değildir.
* Bu mesele, o denizden balık tutup evine ekmek götüren balıkçının meselesidir.
* Çocuğunu “aman hava alsın, biraz çimsin” diye sahile götüren hemen ardından ise hastane koridorunda serum başında sabahlayan annenin meselesidir.
* Yarın o deniz kirliliği dillere pelesenk olduğunda dükkanında sinek avlayacak Muğla turizminin meselesidir.
* Ve en acısı, “Ege’nin incisi” diye övündüğümüz bu coğrafyayı beton deryasına ve foseptik çukuruna çevirerek gelecek nesillere bırakacağımız o kara mirasın meselesidir.
Farkında değiller anladık da: İşletmelerin de bu gerçeği en az bizim kadar savunması gerekiyor. Kim müşterisini enfeksiyon deryasında yüzdürmek ister?
En büyük cironun da, en büyük iflasın da altındaki tek imza, o denizin temizliğidir. “Aman bu görüntü kalksın, markamız zedelenmesin” diyeceğine; “Yetkililer gelsin, şu sudan bir numune alsın, analiz sonuçlarını da şeffafça yüzümüze çarpsın, sorun varsa da kaynağına kilidi vursun” demek çok mu zor, çok mu lüks?
Muğla Halkına Açık İhbar Çağrısıdır!
Buradan Bodrum’dan Fethiye’ye, Marmaris’ten Datça’ya, Menteşe’den Gökova’ya kadar tüm Muğla sevdalılarına sesleniyorum:
Denizde olağan dışı bir renk, bir koku, bir kirlilik mi gördünüz?
Hemen telefonunuzu çıkarın ve görüntüleyin. (Silinme ihtimaline karşı yedekleyin!)
Konumunu net olarak not edin.
İlgili tüm kurumlara, bakanlıklara, belediyelere dilekçe yağdırın.
Çünkü bu denizler babamızın malı değil, hepimizin ortak evi. Çevreyi korumak sadece resmi plakalı araçlarda oturanların değil, bu memleketin havasını soluyan her birimizin namus borcudur.
Şimdi Gelelim O Koltuklardaki Vicdanlara…
Her olayı kişiselleştirmekten, “Bize komplo kuruyorlar, turizmi baltalıyorlar” paranoyasından ne zaman vazgeçeceksiniz? Aynaya bakıp, “Biz bu şehrin kronikleşmiş sorunlarını kalıcı olarak nasıl çözeriz?” diye kafa yormaya ne zaman başlayacaksınız?
İnanın bu kafa yapısını değiştirsek, bu ülke sadece dünya turizminin başkenti değil, çevre yönetiminin de ders kitabı olurdu. Ama biz hâlâ dijital temizlikle uğraşıyoruz.
Gözlerinizi kapatınca gerçekler yok olmuyor!
Videoları kaldırarak denizleri temizleyemezsiniz.
Sorunu konuşan doktorları, haberi yapan gazetecileri susturarak o çocukların enfeksiyon kapmasını engelleyemezsiniz!
Yarın aynı denizde siz de, sizin çocuklarınız da yüzmeyecek mi? Sabaha kadar serum başında kendi evladınızı beklerken mi vicdanınızla yüzleşeceksiniz?
Gerçekleri halının altına süpürerek Ege’nin can çekişen ekosistemini kurtaramazsınız!
Denizi korursak turizmi, turizmi korursak esnafı, halkı korursak bu güzelim şehri koruruz.
Zincir bu kadar basit.
Sorun; tehlikeyi görüp bizi uyaran o namuslu insanlar değil… Sorun, “videoyu silince deniz de kendini nasılsa temizler” deyip tedbirsiz tevekkülden medet uman aklın ta kendisidir!
-cak, -cek’li kurulan cümleler ve verilen sözler ile 2009 yılından bu yana deniz kirliliği Muğla ‘da devam ediyor! İnternette arama motorlarına yazın bakın, haberleri hatırlayın!
Haydi selametle…
