Muğla’ya Soruyorum Beklentiniz Ne? Kamu Yararı mı, Ortaklık Düzeni mi?

Gazetecilik tartışma altında Muğla’da. Çünkü akçesi üstünde işler almış başını gitmiş. Belediyeler önünde iş başvuruları, liyakatsiz işe alımlar, yerli yersiz gazetecilere destek olmalar,  gerekli gereksiz tartışmaya açık, başkanlık makamından şahsa özel ama sonradan pişmanlık ifşalarına konu sponsorluklar.

Birileri, gazeteci olduğu iddiasıyla,  menfaatleri kesilince yazmaya başlayınca, her sakallıyı babası sananlar türemiş beraberinde. Hepsine eyvallah. Ama kendi bahçenizde oyalanın kardeşim! Benim ne şirketim var ne de iş başvurum. Kimsenin kapısında beklenti ile durmadım durmam! Aksini ispatlayacak varsa buyursun hodri meydan. Adımı bile doğru dürüst bilmeyenlerin hakkımda konuştuklarına inanmakta herkes hür. Üstelik ben  kendime “gazeteci” de  demem! Diyenleri görüyoruz çok duyumsal hayli de duygusal oluyorlar.

Neyse…

Şimdi gelelim cevaplanmayan soruları yeniden sormaya! Gazeteciliğin sorgusunu bırakıp görevimizi yapmaya!

Bir belediye başkanının görevi bellidir:

Kenti kamu yararı doğrultusunda yönetmek, hizmet üretmek, şeffaf olmak, toplumun sesine kulak vermek.

Ne var ki son dönemde bazı büyükşehirlerde bu ilkelere gölge düşüren gelişmeler yaşanıyor.

Ankara Kuşu isimli X fenomeni de Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından muhatap kılınınca takip etmeye başladık.  Gündem takibi yerinde her  Muğlalı gibi. Ne diyor? Sosyal medya fenomenleri?  Muğla’ya dikkat! Biz de dikkat ediyoruz.

Kurumlarımız üstündeki zanları kaldırmak için halkın acaba dediklerini soruyoruz!

Gelin, hep birlikte soralım…Hem Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığına hem de Cumhuriyet Halk Partisi’nin Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı makamına ;

 ( İsim yazınca kişisel anlaşılıyor isim yazmıyorum! Ben kavram tartışırım, insan değil! )

Bir belediye, kendi eliyle kafe, meyhane, restoran gibi işletmeler açıp fiyat kırarak yerel esnafla rekabete girerse bu kamu hizmeti midir, yoksa ticari ortaklık düzeni mi? Bu esnafın sorusu!

Ben de gündem yazarı olarak sorguluyorum:

Bu işletmelerde karar süreçleri nasıl işliyor?

Ortak kim, kâr nereye gidiyor? Ve en önemlisi:

Bu yapıların şehirdeki gerçek ihtiyaçlarla ilgisi nedir?

Muğla’da zar zor ayakta durmaya  çalışan esnaf gelecek seçimlerde CHP’ye oy verir mi?

Bugün Muğla’da, belediye bünyesinde kurulan ya da ona yakın duran birçok anonim şirketten söz ediliyor.

Mesela adı sıkça anılan MUPA. “Kamuoyu araştırmaları yapıyor” deniyor. Anket topluyor, veri işliyor. İyi, güzel. Peki şu sorulara yanıt var mı?

MUPA’nın bütçesi nedir? Kim finanse ediyor?

Toplanan veriler nerede, kimlerin elinde saklanıyor?

Bu şirket, veri güvenliği açısından hangi yasal zemine dayanıyor?

Belediye Meclisi, bu tür oluşumların faaliyet raporlarını görebiliyor mu?

Vatandaşın en doğal hakkı olan “Bilgi edinme” hakkına yanıt alamadığı bir kentte, şeffaflık nasıl sağlanacak?

Büyükşehir Belediyesine bağlı şirketlerin sayısı son bir yılda neden  arttı?

Belediyenin, başkası tarafından kurulmuş  anonim şirketi bağış olarak kabul etmesinin sebebi nedir?

İhale süreçleri hangi yöntemle yürütülüyor?

Kurum içi denetimler yeterli mi?

Belediye şirketleri, faaliyet alanları dışında neden alım yapıyor?

Örneğin,  geçtiğimiz aylarda 80 milyon TL’ye MUTTAŞ’ın aldığı ortaya çıkan  bir bina, hani Valilik binasının tam karşısındaki,  8 aydır atıl duruyor. MUTTAŞ’ın hangi faaliyetine hizmet edecek? Geceden sabaha boş binayı vergilerimizle neden aylardır  aydınlatıyoruz? Termik santrallere bu kadar talepkar olmaya gerek var mı? Madem karşıyız? Neyseki şimdi Atatürk Posteri ile kaplandı da  aydınlatılmasının  anlamlı bir  amacı oldu. Tamam peki tekrar soralım: Kamuya hizmete açılması ne zaman?

Bu alım gerçekleşirken aynı dönemde ilçe belediyeleri borç içinde kıvranıyor, cumhuriyet mirası sayılabilecek gayrimenkuller tek tek satılıyordu.  Bu, neydi zorunlu bir ekonomik tedbir miydi?

Şimdi daha da ciddi bir aşamadayız.

Bakın, MUSKİ hakkında savcılık soruşturması olduğu konuşuluyor.

MUPA’nın kardeşi İPA gibi  benzer şehir planlama ajanslarında yolsuzluk iddiaları gündemde.

Birçok konuda resmi açıklama yok, kamuoyu bilgilendirilmiyor.

Halk soruyor ama yanıt bulamıyor. Neden?

Bu noktada biz yurttaşlara düşen sorumluluk açık:

Sormaya devam etmek.

Cevap talep etmek.

Hesap sormak değil asla ama  açıklama istemek!

Hesap verebilirlik ilkesi de komşudur oysa şeffaflık ilkesine ayrıca çoğu zaman birlikte anılırlar.

Yöneticilerin  sorumluluğu bundan böyle  daha da büyük:

Kamu kaynaklarını “ticari ortaklık modeli” gibi değil, emanet bilinciyle yönetmek.

Siyaseti şeffaflıkla, hesap verebilirlikle yürütmek.

Belediyeciliği bir ticarethane gibi değil, bir kamu hizmeti gibi görmek.

Bu çağrıyı sadece yerel yöneticilere değil, bağlı oldukları siyasi partilerin genel merkezlerine de yapıyoruz.

Yerel halkın sesi duyulmuyorsa,

kurumlar şeffaflık ilkesinden uzaklaşıyorsa,

kamu kaynakları belirsiz ellerde şekilleniyorsa…O zaman artık sadece halkın değil, parti merkezlerinin de “acil denetim” mekanizmalarını devreye alması gerekir.

Cumhuriyetimizin 102. yılını kutlamaya hazırlanıyoruz. Yani bugün cumhuriyetin kurumları, emanet edilen değerler ve halkın iradesi dünden  daha da güçlü savunulmalı.

Bugün sorduğumuz soruların yanıtı alınmazsa, yarın çok daha büyük sorunlara gebe kalabiliriz.

Ve son olarak…

Siyaset geçicidir.

Koltuklar gelir geçer.

Ama halkın hafızası kalıcıdır.

Soru sormak bir suç değil, yurttaşlık görevidir. Bunun gazetecilikten çok vatana bağlılık ve kamuya karşı sorumlulukla ilgisi vardır. Tartışmaya da kapalıdır!  Kamunun sorularına susmak,  cevap vermemek ve yok saymak ise yöneticilik kusurudur.

İddia etmiyoruz, zan yüklemiyoruz,  soru soruyoruz ve yanıt bekliyoruz!

Alkış çavuşları; gülümseyin, şakşak kalmadı şipşak çekiyoruz!

Haydi selametle…

Yayınlama: 31.08.2025
A+
A-
REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.