Muğla’da CHP’nin Yönetim Eşiği: Hizmet mi, Söylem mi?

Muğla’da siyasi çöküşü geçen yazımda AK Parti ölçeğinde ele almıştım. Bu yazımda da CHP ve diğer siyasi partiler ölçeğinde hep birlikte ele alalım istedim.

Evet dostlar, çok üzülerek ifade ediyorum ki: “Ceketimi koysam kazanır.” Bu cümleyi yıllarca siyasetçilerden çok  duyduk. Ancak galiba ceket artık hem yoruldu hem de kirlenmeye başladı. Üstelik Muğla gibi Cumhuriyet Halk Partisi’nin kalesi ilan edilen bir şehirde bile …

Çevresi deniz, içi sorunla çevrili bir şehir burası. Ve bu şehrin yönetimi uzun yıllardır Cumhuriyet Halk Partisi’nin elinde. Evet, CHP… “Halk için siyaset” diye yola çıkıp, halkın kanalizasyondan kaçtığı, su kesintisiyle sınandığı, trafiğe hapsolduğu bir tabloyu bize yaşatan siyasi  parti.

CHP’nin Muğla’daki yerel yönetim performansı, artık süslü bildiriler ve “yeşil duyarlılık” temalı festival broşürleriyle kurtarılamayacak kadar gerçek hayatla çelişiyor.

Denizimiz Var Ama Yüzümüz Yok

Muğla bir deniz kentidir. Ama bu deniz, ulaşım değil, arıtılmamış atıkların son durağı olarak kullanılıyor. Dalgaların arasında bir arıtma tesisi ararsanız, seçim afişlerine bakmanız yeterli. Çünkü bazı belediyelerimiz için altyapı yatırımı yalnızca seçimden seçime hatırlanan bir nostaljiye dönüşmüş durumda.

21. Yüzyılın ikinci yarısında  vatandaş hâlâ evine tankerle su taşımak zorunda kalıyorsa, burada bir “vizyon” sorunu vardır. Belki de vizyonumuzdan çok, fotoğrafımız eksiktir; çünkü bu tablo her seçimden sonra bir “vizyon toplantısı”yla örtülmeye çalışılıyor.

Trafikte Halk Çile Şarkısında Emel Sayın’a Nefessiz Eşlik Eder!

Bodrum, Marmaris ve Fethiye yaz aylarında yalnızca tatilcileri değil, kilometrelerce uzayan trafik kuyruklarını da ağırlıyor. Deniz ulaşımı her sene yenilenen bu fotoğrafa rağmen “pilot proje” statüsünde test edilirken, vatandaş en pahalı toplu taşıma ücretlerini ödemeye devam ediyor. “Ama Yunanistan’a denizden taşıyoruz” demesin kimse, “bu hizmet halka değil sürekli zarar yazarken kar yazmaya başlayan şirkete hizmet” derse biri çıkıp  bozuşmayalım şimdi  durduk yere!

Bir başka deyimle, CHP’nin belediyecilik vizyonu hâlâ direksiyon başında acemi şoför gibi: “Gaza basıyor ama nereye gittiğini bilmiyor.”

Kaçak Cennetinde Yitik Adalet

Muğla’da 18 bini aşkın kaçak yapı tespit edilmiş. Tespit var, mühür var ama hâlâ ayakta duran binalar da var. Kimi yıkılıyor, kimi neden yıkılmıyor bilinmiyor. Yurttaş tavuk kümesine ruhsat alamazken, bazı firmaların otel projeleri jet hızıyla onaylanıyor.

Yani, “herkes eşittir” diyoruz ama “bazı kaçaklar daha eşittir” gibi bir tablo var ortada.

Deştin’de inşasına başlanan çimento fabrikasında olduğu gibi, önce göz yumulup yatırım başlıyor, sonra “çevreci refleks”le mühür vuruluyor. Siyasi tutarlılığın yerini, “önce izin, sonra tepki gelirse geri adım” stratejisi almış durumda. Bu arada oluşan  zararı kim nasıl karşılayacak  bunun farkına varan yok! Olmaz işleri olduran çok!

“Satılmadıysa Devredilmiştir” Yaklaşımı

Belediye taşınmazlarının kimlere, ne karşılığında el değiştirdiği sorusu sokakta konuşuluyor ama yönetim katlarında yankı bulmuyor. Hatta kulislerde bazı belediye  taşınmazlarının AK Partili isimler tarafından satın alındığı için özellikle saklandığı  iddiasını dile getirenlerin sayısı hayli fazla.

MUTTAŞ’ın yaptığı bazı taşınmaz alımlarının  ise kamuoyunun cebine ne kadar katkı sağladığı, meçhul. Örneğin 80 milyon TL’ye bir bina alındı. Peki o parayla kaç mahallenin su sorunu çözülürdü? Kaç öğrencinin okul yolu asfaltlanırdı? Belediyenin anonim şirket sayısı arttı ama kamuya getirisi mi arttı, yoksa bazı yakın çevrelerin kazancı mı, bunu soran yok. Sorunca da ya “karalama kampanyası” ya da “merkezden destek alamıyoruz” cevabı geliyor.

Yani hizmet edememeyi bile başarı olarak sunabilen bir anlatı var karşımızda.

Muhalefet Nerede? Gölge Bile Etmiyor

Diğer partilere gelince… Muğla’da yerel düzeydeki muhalefet, sahneye çıkmamış tiyatro oyuncusu gibi. Varlıklarını yalnızca sosyal medya paylaşımlarından, düğün protokol fotoğraflarından biliyoruz. O da “yok denmesin” diye.

Ankara’nın politikası neyse burada da o tekrar ediliyor. Oysa Muğla’nın kendine özgü, çözülememiş birikmiş sorunları var. Ama ne yazık ki çözüm öneren değil, poz veren bir muhalefetimiz var. Rekabet yoksa gelişme de yoktur!

Festivalden Festivale Belediyecilik

Muğla’da konserler, çalıştaylar, festivaller düzenleniyor; heykeller dikiliyor. Belediyecilik bir noktada kültürle beslenmeli elbette ama 5 milyon TL’lik festival harcamaları yapılırken, bazı mahallelere hâlâ düzenli içme suyu gitmiyor oluşu düşündürücü değil mi?

Kardeş şehirler ilan ediliyor edilmesine de bu  yerlerin çoğu, halkın ömrü boyunca adını bile duymadığı, gitmeyi hayal dahi etmediği noktalar. Çin’den kardeş şehri var Muğla’nın…Nasıl olacak başkan bu iş ? Geldi,gidemedin!  Halkımızın maddi koşulları belli, hep bana Rabbena ile sürer mi kardeşlik?  Türkiye’nin başka illeri ile  neden samimi bir işbirliği geliştirilemiyor, bak onu kimse anlatmıyor.

Söylem Var, Plan Yok

Enerji dönüşümü, adil geçiş, işçi hakları… CHP’li yöneticiler bu kavramları sıkça kullanıyor. Ama örneğin santrallerin kapatılmasına dair çağrı yapılırken, orada çalışan işçilerin geleceğine dair tek cümlelik plan sunulmuyor.

Slogan bol, çözüm yok. Belediyecilik, “yapamıyorsak konuşuruz” düzeyine düşmüş gibi.

CHP’li Başkanlar Siyaset Koltuk İçin Değilse, Lütfen Gösterin

CHP, Muğla’da halk için mi, koltuk için mi siyaset yapıyor? Bu sorunun yanıtı; denize dökülen kanalizyonda, içilemeyen suda, bitmeyen trafikte, mührü vurulan ama temeli çoktan atılmış kaçak projede, emlak vergisini ödeyemeyen yurttaşın tepkisinde gizli.

Ve evet, bu soruyu tuhaftır siyasi rakipler değil, CHP’ye oy vermiş insanlar yüksek sesle soruyor. Soru bu kadar netken, cevap hâlâ çevresel algılar, kültürel etkinlikler ve Ankara’dan gelen mesajlara mı kalacak?

Yoksa artık birileri çıkıp, gerçekten bu halk için hizmete mi başlayacak? Zaman gösterir. Ya da göstermez. O zaman da halk sandıkta gösterir. Delege seçimlerine şunun şurasında ne kaldı?

Cumhuriyet Halk Partisi Muğla İl Örgütü, 13 Ağustos – 7 Eylül tarihleri arasında yapılacak delege seçimleri öncesinde çok iyi düşünmeli: İlde siyaset var mı? İlçede siyaset istenen düzeyde mi? “Saadet zinciri var” diyenler neyin iddiasında? Bu iddia haklı mı değil mi?

Velhasılı altını çize çize yazıyorum, özellikle 21. asırda 12.asrı ısrarla   yaşatan zümreye sesleniyorum:

Yerel yönetimlerde şeffaflık, hesap verebilirlik ve gerçek hizmet beklentisi halkın temel hakkıdır. Bu hakkı teslim etmeyen hiçbir siyasi yapı, sonsuza kadar “ceket”le kazanamaz. Bugünden itibaren ya kendinizi düşünüp kaybedersiniz, ya vatanı düşünüp kazanırsınız. Bu seçim sizin için tünelden önceki son çıkış olabilir!

Haydi selametle…

Yayınlama: 08.08.2025
A+
A-
REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.