Bizim buraların yeni bir yaz tutkusu var: Kendi ülkesini küçümseyip, tatil övgülerini komşu kıyıya cömertçe sunmak. Artık mesele dinlenmek değil; adeta kendi değerine yabancılaşarak “sofistike görünme” yarışı.
Eskiden tatile gidenler denizine girer, dönerdi. Şimdikiler ise tatilde modern bir karakter performansı sergiliyor.
Bakıyorsunuz…
Adam Datça’da kahvaltıya 900 lira verince sinirden üç gün boyunca sosyal medyada terör estiriyor. Ama aynı adam, Samos’ta 38 euroluk masaya oturunca yüzüne felsefi bir huzur geliyor. Masadaki pötikare örtü, küçük zeytinyağı şişesi ve garsonun sempatik bir edayla söylediği tek bir “Yasu”kelimesi, medeniyet eşiği sayılıyor.
Ne yapsın fiyatı para birimine göre değil, dünya liginde maruz kaldığı aşağılanma biçimine göre ölçüyor çünkü.
Türk garson suratsızsa “ülke bitmiş”; Yunan garson aynı suratı asınca “adamların doğallığı ya…”
Bodrum’da trafik görünce sosyolojik çöküş teorisi; Mikonos’ta bir buçuk saat ATV kuyruğu beklenince “adamlar adanın bakirliğini koruyor.”
Yerli tesiste lahmacun pahalıysa sistem eleştirisi; Santorini’de kalamara böbrek bırakınca “deneyim satın alıyoruz.”
Bizim tuhaf güruh tatilde para harcamıyor aslında; kendini ait hissetmek istediği hayali bir üst sınıfın hissini satın alıyor.
Mükemmel Sistem: Çözme, Kötüle ve Kaç!
Bu toplumsal körlüğün en hazin tarafı, Türkiye’deki turizm sorunlarını çözmek adına kimsenin aklına belediye, meslek odası, sektör denetimi veya altyapı yatırımı gibi yapısal şeylerin gelmemesi. Çünkü onlar sıkıcı.
Biz daha pratik insanlarız: Önce kendi ülkemizi yerden yere vuruyor, sonra karşı kıyıya geçip rakip ekonomiye can suyu veriyor, dönüş yolunda da “Bizden zaten bir şey olmaz” diyerek entelektüel kapanışımızı yapıyoruz. İstiklal marşımıza böyle bir kapanışta tabiki yer yok…Türk Yunan Bayrağı yan yana dalgalansın kafi!
Geçen hafta Emekli Tümamiral Cihat Yaycı Paşa’nın milli hassasiyetlere ve ekonomik bilince yönelik yaptığı stratejik uyarı tam da bu noktada büyük önem arz ediyor. Açıklamaya sinirlenenler meseleyi sığ bir tatil özgürlüğü parantezine sıkıştırmaya çalıştı. Oysa adamın söylediği şey çok basit: “Tatil yapmayın” demiyor; “Harcadığınız paranın neye hizmet ettiğini bir an olsun düşünün” diyor. Ama derinlemesine düşünmek, bizim modern tatil konseptimize pek uymuyor.
Bugün bazı Yunan adalarının ekonomisi tamamen Türk turistlerin harcamalarıyla ayakta kalırken; aynı devletin ülkemize karşı uluslararası arenalarda maksimalist politikalar yürütmesi ve Türkiye karşıtlığını devlet politikası haline getirmesi, üzerinde durulması gereken stratejik bir tablodur.
Bu Reklam Gönüllülüğü Kime Hizmet Ediyor?
Şimdi sormak lazım: Kendi ülkesinin gözbebeği turizm şehirlerini dijital mecralarda itibarsızlaştırıp, rakip ülkenin turizm acentesi gibi gönüllü reklamını yapmak gerçekten kime hizmet ediyor? “Bodrum pahalı, Fethiye pis, Marmaris esnafı sorunlu” şeklindeki toptancı genellemelerle Türkiye’nin değerleri değersizleştiriliyor.
Elbette yapıcı eleştiri olacaktır; eksiklerimiz de var, fahiş fiyat uygulayan fırsatçılarımız da. Ancak bir sektörün sorunlarını çözmenin yolu, o sektörü topyekûn baltalamak olamaz.
Unutmayalım; turizm sadece otel ve plaj demek değildir. Turizm; yerel esnafın ekmeği, genç bir garsonun okul harçlığı, teknecinin mazotu, yerli üreticinin alın teri ve o şehrin topyekûn ekonomisidir.
Eğer Bodrum’da fiyat adaletsizliği, Marmaris’te hizmet kusuru ya da Fethiye’de altyapı yetersizliği varsa izlenecek rota bellidir: STK’lar konuşacak, meslek odaları ve esnaf birlikleri denetim yapıp kendi içindeki çürük elmaları ayıklayacak, yerel yönetimler sorumluluk alacaktır.
Çünkü güçlü turizm şehirleri kendi insanı tarafından sosyal medyada linç edilerek değil; eksikleri ortak akılla giderilerek ayağa kaldırılır.
Nihayetinde herkes tatilini dilediği coğrafyada yapmakta özgürdür. Ancak yurttaş olarak hepimizin şu bilinçle hareket etmesi gerekir: Bir ülkenin ekonomisi sadece fabrikalarla değil, kendi değerine, kendi üreticisine ve kendi markasına sahip çıkan yurttaşlık bilinciyle güçlenir.
Dönüp kendimize soralım: Biz sorunları çözmek mi istiyoruz, yoksa büyüterek kendi ülkemizden utanma performansımızı tescillemek mi? Çünkü mesele yalnızca birkaç günlük bir tatil kaçamağı değil; kendi toprağına, kendi esnafına ve kendi milli ekonomine ne denli sahip çıkabildiğin meselesidir.
Haydi selametle…
