“Birinin özgürlüğü başkasının yaşamını (ve kutsalını) kötü etkiliyorsa, orada özgürlük biter, tahakküm başlar.”
Bir komedyenin veya sanatçının, toplumun bam teli olan dini değerleri 200 kez şikâyet edilecek (CİMER) düzeyde sistematik olarak aşağılaması “sanat” veya “mizah” değildir. Bu, toplumsal barışı dinamitleyen bilinçli bir provokasyondur. Eğer sen sistematik olarak aşağılamaları devam ettiriyorsan TUTUKLANMANA ÜZÜLMEM SEVİNİRİM
Batı dünyasını “mutlak özgürlükçü” bir cennet gibi pazarlayan elitist yaklaşımların aksine, devlet ciddiyeti ve toplumsal düzen söz konusu olduğunda Avrupa yasalarının koyduğu sert kırmızı çizgileri ve hakaret cezalarını somut örneklerle inceleyelim.
AVRUPA ÜLKELERİNDE CUMHURBAŞKANI HAKARET CEZALARI
“Batı’da demokrasi var, herkes istediğine hakaret edebilir” tezi yasal bir yanılsamadan ibarettir. Birçok Avrupa ülkesinde devletin en üst makamını ve sembollerini korumak amacıyla ceza kanunlarında özel maddeler (Cumhurbaşkanına veya Hükümdara Hakaret) yer alır veya yakın döneme kadar sert şekilde uygulanmıştır :
İTALYA :İtalyan Ceza Kanunu’nun 278. maddesine göre, Cumhurbaşkanı’nın şerefine ve saygınlığına hakaret edenler 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
ALMANYA: Alman Ceza Kanunu’nun (StGB) 90. maddesi uyarınca, Federal Cumhurbaşkanı’na kamuya açık bir alanda veya yayın yoluyla hakaret eden kişilere 3 aya kadar hapis veya para cezası verilir. Eğer hakaret, devletin itibarını zedeleme kastıyla organize şekilde yapılmışsa ceza 5 yıla kadar çıkabilir. Ayrıca siyasilere hakaret genel olarak 3 yıla kadar hapisle cezalandırılır.
HOLLANDA: Yakın tarihe kadar Kraliyet ailesine hakaret 5 yıla kadar hapisle cezalandırılmaktaydı. Yapılan yasal düzenlemelerle bu süre düşürülmüş olsa da kamu görevlilerine ve devletin zirvesine hakaret hâlâ ciddi para ve hapis cezalarına tabidir.
POLONYA: Polonya Ceza Kanunu’nun 135. maddesi kapsamında, Cumhurbaşkanı’na alenen hakaret eden kişiler 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanır.
DANİMARKA: Danimarka Ceza Kanunu’nun 115. maddesine göre, kraliyet ailesine karşı işlenen hakaret ve iftira suçlarında, normal vatandaşlara uygulanan cezalar iki katına kadar artırılır.
Kendi cumhurbaşkanını pijamayla karşılayan medya patronlarının veya devlete yön vermeye çalışan sermaye odaklarının vesayet dönemlerini “ÖZGÜRLÜK” diye yutturmaya çalışanlar, Batı’nın devlet ciddiyetini korumak için ceza yasalarını nasıl KIRBAÇ gibi kullandığını görmezden gelirler. Görmezden geldiği bazı kavramları TÜRK toplumuna sanal ortamlar da kirli algılarla sunarlar. Sandıktan çıkmış bir lideri sevmek zorunlu değildir; ancak devleti ve milleti temsil eden o makama hakaret etmek hiçbir hukuk sisteminde meşru bir hak olamaz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin seçilmiş Cumhurbaşkanı’nı mızı seversin-sevmezsin ama, hakaret edemezsin. Parmak gösteremezsin. Eğer bunları yaparsan bedelin ödersin.
İNANÇLARA SALDIRI VİZESİ KİMSEYE VERİLMEMELİDİR
Düşünce özgürlüğü, bir başkasının kutsalına, asırlardır bağlı olduğu inanç değerlerine fütursuzca saldırma, dalga geçme ve aşağılama vizesi vermez. Eleştiri, analitik ve fikrî bir zeminde yürür; aşağılama ise vizyonsuzluğun ve nefretin ürünüdür. Tabii şu da var. Ülkemiz de İslam dinine hakaret var ise ve cezalar belli ise aynı şeyi diğer büyük dinler için de uygulanmalıdır.
ELEŞTİRİ İLE AŞAĞILAMA ARASINDAKİ İNCE ÇİZGİ
Tarikatların, cemaatlerin veya yozlaşmış yapıların toplumsal zararları, suistimalleri sonuna kadar eleştirilebilir, masaya yatırılabilir ve bunlarla hukuki olarak mücadele edilebilir. Ancak bu mücadele, kitlelerin inandığı büyük dinlerin temellerini, peygamberlerini veya kutsal kitaplarını “inceltme”, değersizleştirme ve alay konusu yapma hakkını doğurmaz.
SONUÇ OLARAK İŞİN ÖZÜ; Gerçek özgürlük, sınırlarını ve sorumluluklarını bilen özgürlüktür. Kendi ülkesinin değerlerini ve seçilmiş makamlarını aşağılarken Batı’yı örnek gösterenler, Batı yasalarının kendi kutsallarına ve devlet büyüklerine gösterdiği yasal kalkanı iyi okumalıdır. İnanca saygı duymayan bir düşünce özgürlüğü, sadece kaos üretir.


