Muğla’da Gençlerden Siyasete Mektup

Bugün mail kutumda okuyunca beni hem ağlatan hem utandıran bir mektupla karşılaştım. Bize bırakılan ata mirasını gençlere nasıl devrediyoruz? Sorusuna tokat gibi bir cevap bu mektup.

Mustafa Kemal Atatürk’ün neden Gençliğe Hitabe yazdığını da çok net anladım.

Özellikle siyasi ve siyasileşen aktörler kendinizle yüzleşmeye varsa cesaretiniz buyurun okuyun ve okutun! Bir gencin kadrajına yansıyan haliniz!

Kamu Yönetimi 2. Sınıf Öğrencisinden Kamuyu Yönetenlere Mesaj

Ben kamu yönetimi ikinci sınıf öğrencisiyim.

Kitaplarda devleti, hukuku, kamu yararını, etik yönetimi öğreniyorum.

Gündelik hayatta ise bambaşka bir kamu pratiği görüyorum.

Haftada bir gün et yiyebiliyorsak, o hafta kendimizi “iyi” sayıyoruz.

Okurken geçinmeye çalışıyoruz.

Bir yandan da geleceğimizi düşünüyoruz.

Bize deniyor ki:

“Okuyun, çalışın, liyakatli olun.”

Ama dönüp baktığımızda gördüğümüz tablo şu:

Liyakat yok.

Utanma yok.

Tutarlılık yok.

Kamuyu yönetmeye talip olanların bir kısmı,

kamuoyunda çocuklarının geleceğini başka ülkelerde planladığı konuşulan isimler.

Ama bu ülkenin şehirleri, kurumları, bütçeleri hakkında karar veriyorlar.

Bir kısmının şehirle bağı zayıf.

Bu topraklara emeği yok, geçmişi yok, hikâyesi yok.

Ama koltukları var.

Yetkileri var.

Ahlak dersi verecek özgüvenleri var.

Biz derslerde “kamusal sorumluluk” öğreniyoruz.

Sahada ise sorumsuzluğun ödüllendirildiğini görüyoruz.

Şunu sormak istiyorum:

Kendi geleceğini başka ülkelerin pasaportlarında planladığı konuşulanlar,

bu ülkenin gençlerinden nasıl fedakârlık bekliyor?

Ayıbını bilmeyen bir siyaset,

bize hangi değeri öğretecek?

Mezun olduğumuzda nerede görev yapacağız?

Bu düzenin içinde bize gerçekten yer var mı?

Yoksa en baştan onlara göre  “doğru insan” olmadığımız için mi dışarıda kalacağız?

Mühendis olup başka ülkede bulaşık yıkamaya razı olanları artık yadırgamıyoruz.

Çünkü burada gördüğümüz şey, yoksulluktan çok

değersizlik.

Biz bu ülkeyi terk etmek istemiyoruz.

Ama bu ülke, bizi tutmak için ne yapıyor?

Kamuyu yönetenlere açıkça söylüyorum:

Sorunumuz sadece ekonomi değil.

Sorunumuz sadece liyakat değil.

Sorunumuz;

ayıbın kaybolması,

çelişkinin normalleşmesi,

ahlaksızlığın sessizlikle korunması.

Biz çok bir şey istemiyoruz.

Sadece şunu bilmek istiyoruz:

Emeğin karşılığı olacak mı?

Ahlak bir gün yeniden değerli sayılacak mı?

Bu ülkede kalmak, bir saflık mı yoksa hâlâ bir umut mu?

Bu sorular cevapsız kaldıkça,

gençler sadece ülkeden değil,

kamudan da vazgeçiyor. Yani devletin içinde, hak ederek yer alabileceklerine olan inançlarını kaybediyorlar.

Bunu bir tehdit olarak değil,

bir tespit olarak yazıyorum.

Ve son kez soruyorum:

Kamuyu yönetenler,

kamu yönetimi öğrencilerine ne vaat ediyor?

Sessizlik mi?

Yoksa gerçekten bir gelecek mi?

Saygılarımla…

Yaa işte mektup böyle. Ben bir ebeveyn değilim ama ne yazık ki bu gence bu cümleleri kurduran, bu mektubu yazdıranların çoğu evlat sahibi!

Dahası bir gencin yazdığı bu mektubu okuyacağına haydi okudu diyelim anlayacağına haydi anladı diyelim utanacak vicdana sahip olan kaç kişiyiz merak ediyorum. Çünkü,  utanç ve acı insanı hareketsiz bırakmayan duygulardandır.

Haydi selametle…

Yayınlama: 21.01.2026
A+
A-
REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.