Geçenlerde muazzam bir kamu hizmetine imza atıldı. Bakanlıklarımız gece gündüz demedi, düşündü taşındı ve çocukları korumak için tarihi kararı patlattı: Sosyal medyaya 15 yaş sınırı!
Alkışlar, konfetiler, derin bir nefes… Zira memlekette çocukların başına gelen her felaketin sebebi sosyal medyadaki o 15 saniyelik dans videolarıydı, biliyorsunuz. O “zararlı” videoları engelledik mi? Engelledik. Artık çocuklarımız güvende, geleceğimiz teminat altında!
Ancak küçük bir pürüz var…
Sosyal medya kapısını kilitledik ama evin salonundaki dev ekranda televizyon bangır bangır açık!
Çocuk sosyal medyayı kapatıyor, başını kaldırıyor: Ana haber bülteninde alt yazı geçiyor; “Arazide baltalı kavga, 3 ölü!” Üstelik haberi öyle bir sunuyorlar ki, sanırsın aksiyon filmi fragmanı. Efektler, dramatik müzikler, zoom’lar… Çocuk tam “Aman bunu geçeyim” diyor, kumandaya basıyor. Karşısında sabah kuşağı: “Görümce, damadın bıçağını nereye sakladı?” Bir tık daha değiştiriyor, akşam dizisi: Racon kesen, belinden çıkardığı tabancayla mahalle basan, intikam yemini eden esas oğlanlar…
Yani çocuk dijital dünyadan kaçayım derken, salonun ortasında 4K çözünürlükte şiddet simülasyonuna denk geliyor!
İşin gelişimine bakalım.
Eskiden okul kapısındaki en büyük güvenlik krizi neydi? “Çocuğun saçı kulağını kapatıyor mu?”, “Mendili var mı?”, “Tırnağı kesilmiş mi?”
Disiplin dediğin şey, bıyığı terlememiş gence “O saçlar kısalacak!” muhtırası vermekti.
Geldik 2026’ya… Bugün okulların önünde konuştuğumuz şey saç, sakal, önlük değil. Şanlıurfa’dan İstanbul’a, Manisa’dan Kahramanmaraş’a haber hatlarına düşen şey belli: Silah, bıçak, falçata, jilet. Cinnet getiren çocuk!
Mesele “Saçın niye uzun?” seviyesinden “Çanta aramasında Döner Bıçağı çıktı” seviyesine nasıl geldi, hiçbirimiz fark etmedik bile.
Peki bu esnada devletlü yetkililerimiz ne yapıyor?
Çocuklar okul bahçesinde birbirine döner bıçağı çekerken, Millî Eğitim Bakanlığı’nın gündem maddesi: ” Kıyafet uygulaması ve zorunlu eğitim süresi kaç yıl olsun?”
İnsan gerçekten hayret ediyor. Okulda can güvenliği kalmamış, içeride Teksas simülasyonu yaşanıyor; biz hâlâ “Çocuk okula ekose gömlekle mi gelsin, düz tişörtle mi?” derdindeyiz. Yahu çocuk okuldan sağ salim çıksın da, isterse astronot kıyafetiyle gelsin!
İşin hukuk zeminine ve Anayasal sorumluluklara gelelim. Zira mevzuat gayet açık.
Anayasa’nın 41. Maddesi ne diyor? “Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.”
Peki uygulamada ne görüyoruz?
* Milli Eğitim Bakanlığı diyor ki: “Ben okul binasından sorumluyum, kapıdan çıkınca bakmam.”
* RTÜK diyor ki: “Ben bip’ledim, küfürü kapattım; şarabı blurladım ama yaralama, alıkoyma, insan kaçırma sahnesine karışmam, o reyting yapıyor.”
* Aile Bakanlığı diyor ki: “Sosyal medyayı yasakladık, görev tamam!”
* İçişleri Bakanlığı diyor ki: Hayli yoğunum zaten benim işim hiç bitmiyor !
* Adalet Bakanlığı diyor ki; önümüzde yüzlerce değil yüzbinlerce dosya birikmiş nereye yetişeceğimizi şaşırdık!
İyi de sayın yetkililer, bu çocuk, bakanlıkların idari şemasına göre yaşamıyor ki!
Çocuk dediğin varlık, sabah televizyonda gördüğü “raconu”, öğleden sonra okul bahçesinde taklit eder. İnternette denk geldiği şiddeti, akşam mahallede uygular. Anayasa’nın devlete yüklediği koruma ödevi; parçalı bohça gibi her bakanlığın kendi sorumluluğunu üzerinden atmasıyla değil, bütüncül bir çocuk politikasıyla sağlanır. Bu gerçeğe ne zaman sıra gelecek…
Bugünü düzeltelim derken geleceği kaybediyor olmayalım!
Siz televizyondaki şiddet ayinlerine göz yumup, bireysel silahlanmayı ruhsatlandırıp, her köşe başında silahı bir güç göstergesi haline getiren dizilere onay verip; sonra faturayı sadece “15 yaş altı sosyal medya kullanımına” kesemezsiniz.
Bu, evi su basarken yerdeki paspası kurulamaya benzer. Musluğu kim kapatacak?
Son sözüm de bizlere, yani topluma…
Çocuklarımızı sosyal medyadaki sanal tehlikelerden korumak harika bir fikir. Ama onları gerçek dünyadaki, televizyondaki ve sokağındaki somut şiddetten koruyamadığımız sürece kendimizi kandırıyoruz.
Bir saldırı oluyor, süslü açıklamalar yapılıyor: “Soruşturma titizlikle sürdürülmektedir.”
İki gün sonra aynı olay bir başka şehirde tekrarlanıyor.
Açıklama yapmak başka şeydir, sistem kurmak başka şey.
Sosyal medyaya yaş sınırı koyduk, vicdanları rahatlattık.
Peki ekrandan akan, sokakta gezinen ve okullara kadar sızan bu şiddetin hayatımıza girişine hangi yaş sınırını, hangi hukuki engeli koyacağız?
Kumanda bizim elimizde olabilir ama galiba asıl kontrolü çoktan kaybettik.
Farkında mısınız?
Çürüdük!
Haydi selametle…
